| Yazar | Mesaj #20452 27-05-2010 11:44 GMT+2 saat | |||||||
|
| Tecrübe Puanı.: 0% |
Ruh Hali: Belirtilmedi.
|
| Mesaj |
| Şehir: |
Ülke: ![]() |
| Meslek: |
| Yaş: |
Üç bin küsür yaşındaki
Kendim Hakkında ilginç örnek facebook biyografiler
prof.dr irfan erdoğanın kendi hakkındaki yazısı
Ben bir zamanlar bir yerde doğdum. Benim de annem ve babam vardı. Beni büyüttüler. Okullara gittim. Birkaçı gaddar fakat çoğu iyi olan öğretmenlerden ders aldım. Futbol oynadım. Futbol benim kaçıştaki sığınağım oldu hep. Bazen okulu asıp sinemaya gittim. Hep istemeden kavga ettim: delikanlı olmak kolay değildi eski Ankara'da. Küçük yaştan beri epey aşık oldum. Mutlu ve mutsuzlukları tattım. Mutluluk ve mutsuz ettim. Diplomalar aldım: Kaliteli köleliğimin kanıtı kağıt parçaları. Çerçeveleyip asmadım bile. Akademik ciddiyet bana daima gülünç ve yapay geldi: Düşünsel ve materyal zenginliklerden yoksun bırakılmış ve değersizleştirilmiş insanın, mistikleştirme yoluyla kendi gibilere üstünlük taslayan satışı... Kendini özgür sanan serbest kölenin değersizliğinde değer arayışına bulduğu yanıt...
Bir sürü yerde ve türde işler yaptım. Çok az kişinin yaşamadığı güzellik ve çirkinlikleri yaşadım. Ben sermayenin özgürlük uydurularıyla anne ve babalara küfreden müziklerin yüceltildiğini gördüm. Bir hastahanenin soğuk odasında biri doğarken ölümle karşılaşınca “neden ben?” diye Tanrıya isyan ettim. Evlendim. Baba oldum. Çocuğuma şekerli ve yağlı zehirleri yedirtmeyecek, Pepsi ve Coca Cola gibi zararlı şeyleri içirtmeyecektim. Çocuğumu toplumu soyarak ve başkalarını yoksun bırakarak kendini zenginleştirmeyi düşünen şekilde bir bireysel ve sosyal bilince sahip insan olarak değil, toplum içinde ve toplumdan geçerek insana karşı sorumlu bir bireysel ve sosyal bilince sahip insan olarak yetiştirecektim. Asla yetiştiremeyeceğimi biliyorum artık. Televizyon denen ve evimin en gözde yerini işgal eden biliş ve bilinç biçimlendirme aletiyle çocuklarımız daha konuşmayı bile öğrenmeden bizim elimizden alınmakta. Bana düşman olan her şey sanki dost gibi benim içime işlenmiş ve evimin her yerinde. Duamda o var, laikliğimde, iyiliğimde ve kötülüğümde de. Hiç değilse ölüm saçan endüstrilerin modern kimyasal zehirlerini evimde barındırmayacaktım. Olmadı; çünkü benden olan ve ben diyen ben, kendine ve kendinin olana düşman bir ben. Daha fecisi bu ben kendinden olmayana ve kendini köleleştirene kılınan ve öykünen bir ben. Bu ben kölelik koşullarında ancak böyle nefes almaya izin verilen ve ancak böylece kendine yaşatılan yaşamdan ve kendinden intikam alan bir ben.
Evimdeki televizyonla, süpermarketteki çekici paketlerle, okulda "hazır ol! rahat" komutuyla, eğitim bakanlığının bağımsız-sömürgede öğretmeyerek öğretme politikalarıyla. özel dershanelerde testlerle, bireycilik ve özgürlük diye sürüleştirmeyi satan moda, cola ve kozmetik endüstrileriyle sürekli geri zekalılaştırılan bilincin bilgiçlik taslamasına karşı durabilen var mı? Modernlik, gelişmişlik, insanlık, demokratiklik ve özgürlük taslayan "bilmiş-cahil pazar bilinciyle" kim başedebilir? Güzelliği kendi vücudunda ve kendi varlığında bulamayan; onun yerine satın aldıklarıyla, orasına burasına taktıklarıyla, kravatı dahil giydikleriyle, yedikleri ve içtikleriyle değer bulan ve güzel olduğunu sanan pazar maymununa dönüştürülmüş insandan "zincirlerinin halkalarını her gün üretirken efendilik taslayarak ve efendilerini savunarak" kölelik koşullarını korumasından öte ne beklenebilir ki? Baskı, terör ve ücret politikalarıyla çıkmaza sokulan insanın baskıyı, terörü ve politikaları belirleyen ve ona "istediğini veren" yılanına sarılışı denir buna...
Ben birkaç bin yılın sonunda erişilen en yüksek seviyedeki alçalmışlık, hipokrasi ve gaddarlık çağının yoğun çabalara rağmen ortaya çıkan yan ürünlerindenim. Ben bu çağın sahte insanlık, demokrasi ve özgürlük satışının da bir kanıtıyım ne yazık ki. Ben, birkaç bin yıllık yaşımla, alçaltılmış yaşam biçimlerinin ve bu biçimlerin hasta bilinçlerinin egemenliği altında insanlığını "ararken yitiren" insanın yardımıyla bile yok edilemeyen çok yaşlı bir bilincim. Beni tarih boyu hep zindanlara attılar ve öldürdüler. Günümüzün en gelişmiş sahtekarlık çağında öldürdükten sonra siyasal, ekonomik ve bilinç pazarında satış malzemesi yaptılar: Şapkalarda, tshirtlerde, kitaplarda, resimlerde, cdlerde, filmlerde, sloganlarda dostlara pazarladılar beni. Benden para kazandılar. Aynı zamanda, Luna parklarda silah ve ok atış poligonlarında hedef tahtasına koyup, benden olana beni tekrar tekrar vurdurdular. Vurdururken bile hem para kazandılar hem de "kendine düşmanlığı" beslediler. Bazen bir anıt diktiler, sokağa veya parka adımı verdiler: Dostlara ve yeni yetişenlere gözdağı vermek ve bilinçlere psikolojik savaşın soğuk terörüyle korkuyu işleyerek insanları sindirmek için.
Ben her sabah Ankara'nın kirletilmiş iğrenç renklerle dolu havasını yaşarken, binlerce yılın üzüntüsünü hissediyor ve bir şeyi değiştirememenin öfkesini taşıyorum. Keçiören'de 3 milyon dolarlık zenginlik harcanarak yapılmış Estergon kalesine ve onun açılışında coşan yoksullar kitlesine bakıp şaşıyorum. Estergon kalesine gidişe ve Avrupa Birliğine girmek için yapılan en adi tüccarlığı bile geride bırakan kölece yarışa bakınca, her iki taraftaki insanımsıların insanlığa yaptıkları karşısında kusmamak, öfkelenmemek ve üzülmemek kolay mı? Gene de benim üzüntüm kadar öfkem bile iyi bir şeyler için…
Öte yandan, benim sandığım ötekiliğimde benim gaddarlığım ve tarihte yaptığım bütün katliamlar hep kutsal tanrılar, kutsal aile değerleri, kutsal vatan, yüce olduğu söylenen şeyler içindi. Ve bu kutsal ve yüce olanların hepsi de benim köleliğimin ve bilişsel yoksulluğumun kanıtlarıydı ve hala da öyle: Ben kendini durmadan öldüren bir katilim; insan ve tanrı aşkında bile.
Her şeyden nasibimi aldım ben. Kağnı teknolojisinden 21. yüzyılın post-modern durumuna kadar geçen birkaç bin yıllık bir ömrüm oldu: Çok az kişinin yaşayabildiği ve yaşayabileceği bir yaşam sürdüm. 21. yüzyılın "hızla değişerek değişmeyen" çevreye ve insana hunharlık yapan üretim ve ilişki biçiminde hızla yaşlandım. Yaşlandığımı asla kabul etmedim. Edemiyorum. Hep genç hissettim kendimi. Ama aynadaki ben ben değilim.
Binlerce yıl geriye baktığımda bazen pişman oldum. Bazen de pişman olduğuma pişmanlık duydum.
Bir gün ölecek miyim acaba? Dünyaya kazık nasıl dikilir, bir bilsem. Silahlar, örgütlü baskılar ve bilinç yönetimiyle sürdürülen dünya egemenlikleri de bitecek bir gün. O günün insanı asla bizler gibi olmayacak, nasıl ki 1980'in çocukları bizler gibi değilse. Babam, dayağıyla feodalizmi ve foteri ve kravatıyla kapitalizme geçişi yaşadı. Ben birkaç bin yılı yaşadım. Benim çocuğum sadece küreselleşen kapitalizmin yaşında; çok genç ve sadece bir yüzyıl kadar daha yaşayacak. Çocuğumun çocuğu yüzyıllık hayatında belki de sadece birkaç yıl yaşayacak. İşte buna tarihin sonu denir: Bugünkü şirketler dünyasının yoksun bırakan çıkarları için dünün faydasızlığı ve yarının nasıl olsa bugün gibi olacağı...
Ben yanlış olmaktan korkmayan ve daima yanlışlıklarla dolu insan olduğuna inanan bir insanım. İnsanlık için en tehlikeli insanlar, doğruyu ellerinde tuttuğunu sanan ve çok daha kötüsü yanlış yapmaktan ödü kopan ve kimsenin yanlış yapmasına tahammül edemeyen insanlardır. Dünyanın en tehlikeli ve düşünsel bağlamda pespaye insanımsıları, dünya en gelişmiş kölelik, kültürel sömürü ve çevre talanı koşulları yaşarken, “herkes düşünce özgürlüğüne sahiptir, herkesin kendi doğrusu vardır” diye söze başlayarak “post-modern durum”, kültürel çoğulculuk ve farklılıklarla yaşama teranesi okuyanlardır. Küresel talanın gönüllü parçası olan bu insanımsılar kadın hakları, azınlık hakları, çocuk hakları ve insan hakları tüccarlığını da yaparlar.
Benim günüm sabah saat 5’de, en geç 6’da başlar. Birkaç saat evde çalışırım. Sonra, elimden alınan kendimi yeniden üretme koşullarını serbest kölelikte maaşla belirlenen koşullardan geçerek üretmek amacıyla okula giderim. Okulda ders dışı zamanda okuma ve yazma olasılığı çok sınırlıdır; çünkü okullardaki egemen üretim tarzı, çay ve kahve eşliğinde dedikodu, tembellik, dalkavukluk, bireysel kıskançlıkların yeniden üretimi bağlamları içinde döner durur. Ben zararsız dedikoduyu severim; ama çaysız, kahvesiz ve zehirsiz olmalı. Akşam eve döndükten sonra en az dört saatimi okuma ve yazma ile geçiririm. Hafta sonlarında, başka şeyler bulamazsam, günümün önemli bir kısmı gene okuma ve yazmayla geçer. Ben boş kalamam. Boşluk beni yaşamın dayanılmaz ağırlığı altında ezmeye başlar. Bu benim hayatım.
Ben üretmeyeni üreten ve çağımızın materyal ve düşünsel soygununu ve çevre talanını ürettirenlere gizli hayranlıkla bakan bir örgüt kültürünün ve dolayısıyla aksini üretene düşman kesilen bir egemenliğin de parçasıyım. Ben günümüzde üretilenlerin ve üretim süreçlerinin yeniden gözden geçirilmesini, insana ve doğaya zararlı üretimin yapılmamasını isteyenlerdenim: Zararlıysa üretilmemeli. Hiçbir endüstri, yani hiçbir örgütlü çıkar grubu (insan), zehir ve ölüm üretme özgürlüğüne sahip değildir. Ama üretiyorlar; çünkü özgürlüğü tanımlayan ve belirleyen onlar; sen değilsin. Ben sosyalleşmiş üretimle yaratılan değerlerin (zenginliklerin) paylaşımının da sosyal olmasını, yani sosyal üretimle yaratılan zenginliklerin, meşrulaştırılmış gasp yoluyla, özel çıkarlar tarafından paylaşılarak yoksunluk ve yoksullukların yaratılmamasını düşünen biriyim. Bu nedenlerle ben hasta bir dünyada pek de sağlıklı düşünmeyenlerdenim.
Ben "başka bir çözüm düşünemiyorum, başka bir çözüm yok: Halkı eğitmek ve bilinçli tüketici ve izleyici yapmak gerek" diyen namussuzun ve vicdansızın pişkinliğini ve kendini haklı ve doğru görmesini bir türlü anlayamayanlardanım. Benim normal gördüğüm anlayışa göre, zararlıysa, üretmezsin. "İzleyiciyi eğitmek" fikri zararlıyı üreteni destekleyen alçaklıktır. Bu alçak insanımsıların düşüncelerini farkında olmadan taşıyanların doğruyu görmeleri de giderek zorlaşmaktadır.
İnsanlığın "ne ve nasıl olduğunun" "bir şeylere sahiplikle" değerlendirmesi üzücü değil mi? Biçim ile, örneğin iyi üslup gibi son moda spor ayakkabıyla kimlik kazanarak özü unutanlar ve unutturanların derdi ne dersiniz? Özü bilmenin tehlikeli olduğu veya öne çıkarlara zararlı geldiği veya bireysel duyguların çıkmaza girdiği durumlarda biçim öne geçirilir. Biçim konuşulur ve ya öz kasıtlı olarak bir yana itilir ya da özü biçim tanımlar. Örgütlü baskılardan ve çıkar yapılarından geçerek yaratılan insanın insana kulluğunun en yüksek seviyede olduğu bu yüzyılda özün yerini artık biçim almıştır. Satın alınarak kullanılan ve tüketilen, dolayısıyla sürekli olarak satın alınılması gereken biçim özü tanımlamaktadır: Son moda bir güneş gözlüğünün yüzü tanımladığı ve kimlik kazandırdığı gibi....
“Soruşturulmayan hayat yaşamaya değmez” demiş bir filozof. Bence bu söz yetersiz: Herkes soruşturur. Önemli olan soruşturan kim, neyi nasıl, ne ve kim için ve ne sonuçla soruşturuyor? Televoleyi ve popstarı yaratan ve huşuyla tüketenleri ve soruşturdukları hayatı düşünün. "Haksızlığa karşı olmaları" kendi çıkarları söz konusu olduğunda biten insanları düşünün. Kendi haksızlığını ve iğrençliğini başkalarının da bildiğini bildiği halde başkalarını aynı konuda haksız ve iğrenç olarak sunanları düşünün. Televizyonlarda şarlatanlık yaparak para için bilimi vücut diline, imaja, etkili iletişime, pozitif ve negatif enerji yaymaya, NLP'ye, KPZLĞE ve pazarlamaya indirgeyen akademisyen bozuntularını düşünün.
Bu web sayfasını kullanacaklardan ricam şu: Benimle aynı fikirde olabilir veya olmayabilirsiniz. Ben benimle aynı fikirde olmayanlarla, nedense, daha çok anlaşmışımdır. Benim için önemli olan biçime değil, öze bakarak değerlendirme yapmanızdır. Biçim kesinlikle özün yerine geçmemelidir. Biçim kesinlikle özü tanımlamamalıdır. Önce ne dediğimi anlamaya çalışın; sonra, denileni yaşananla karşılaştırarak anlamlandırın. Bu karşılaştırmayı yaparken “yaşananı” “belli bir zaman ve yerdeki insanlık durumu” olarak ele alın; çünkü yaşanan durum evrensel insan gerçeğini anlatmaz; belli üretim biçimi ve ilişkilerindeki insanlık durumunu anlatır.
Birilerini sevmeyebilirsiniz. Sevin de demiyorum. Sadece ne yapıldığına ve denildiğine bakın, ne denildiğini duymaya çalışın. İşinize gelen bir veya iki kelimeyi seçerek doğruluğunuzu kanıtlamayın. Tümüyle ne deniyor ona bakın.
Ben ne Fenerbahçeliyim ne GS ne de BJK'liyim. Ama ben Roma arenalarında sirk ve ekmek politikalarıyla eğlendirilerek 21. yüzyıla getirildim ve geldim. Ben binlerce yıldan beri maçtayım: Firavunların mezarlarını yapan benim; Spartakus'un ordusuna katılan da. Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şen bir şekilde benim durumumdakileri kıran ve kırılan da başkası değil, benim. Zapata'nın yanında Meksika'da savaşan gene bendim. Kapitalist sermayenin işçi sınıfının yarısını kiralayarak diğer yarısını yoksun ve yoksul bırakmak ve gerektiğinde öldürmek için ücretle/maaşla tutulan ben değil miyim? 1917 Sovyet devrimine katılan ve 1990'larda onun çökertilmesini kutlayan da benim. Irakta ölen ve öldürülen gene benden başkası değil. Ben kapitalistin iş yerinde ezilenim ve sermayenin verdiği ezme şansıyla ezebildiğimi ezenim. Kısaca, ben binlerce yıldır bütün maçlarda oynatıldım, oynadım ve bütün maçları seyrettim ve seyrettiriliyorum.
Ben artı-değerin ya da toplumun çalışarak yarattığı zenginliğin üstüne yatacak sermayeye ve güce sahip olmadığım için kapitalist değilim. Kapitalizmin yönetimsel sömürgenliğinin bir parçası olan sosyal demokrat falan da değilim. Ben iğrençleşmiş, üretmeyen, tembel, asalak. haris, liyakar ve benzeri karakterdeki insanların her tür üretim tarzında, her yerde, olacağı olasılığını biliyorum. Ben ilksel komunizm hayalperesti hiç değilim; küresel pazarda yerel siyasal gücü ele geçirerek değişim gelemeyeceğini de çok iyi biliyorum. Benim dinsizlikten başlayarak çok ve tek tanrılı dinlere kadar değişen bir çok teolojik kurtuluş ve umut yollarım oldu. Ben tanrı yapıp satamadım; bana satıldı: Benden zenginlikler alınırken bana tanrılar verildi ve cennet vaadedildi. Ben insan olmaya çalışan ama bir türlü izin verilmeyen, insan olmaya çalıştıkça, insan olduğunu iddia ettikçe, sesini yükselttikçe ve sessiz kaldıkça insanlığını yitiren tarihsel bir insanım. Ben bir humanistim kendimin ve insan pazarının insancılsızlığında yutulan.
Ben hem olmak isteyip hem de olmak istemeyip olamadığım senim; Sen de, aynı şekilde, olmak ve olmamak isteyip olamadığın bensin. Biz kullandık, kullanıldık ve birlikte yarattık zenginliği başkaları için ve yoksulluğu ve acıyı çoğumuz, kendimiz, için. Biz aşkta bile sefiliz; özellikle en çok istediğimiz ve en değerli tuttuğumuz amaçlarımızda hastalığımız apaçık olarak iğrenççe sırıtır durur. Biz materyali ve düşünselini yaratırken, bu materyalle ve düşünselle birlikte kendimizi, kendimize ve birbirimize düşmanlığı da yaratırız. Biz ne yaptık binlerce yıl? Binlerce yıl birbirimizi hem materyal hem de duygusal bağlamda yoksun ve yoksul bırakmayı çok iyi başardık. Buna da devam ediyoruz.
Bu web sayfası insanca iyi amaçları olanlar ve öğrenmek isteyenler için düşünceler ve kaynaklar sunmaktadır. Kendi bireysel kıskançlıklarına veya çıkarlarına uygun gelmediği için biçimle uğraşanlar, “erkek söylemini yeniden-ürettiğimi” söyleyecek kadar acayip ve bağnaz olanlar, kısaca amacı birlikte öğrenmek ve gelişmek olmayan ve/veya aşağılık duygularıyla kavrulan tehlikeli-zavallılar için de epey malzeme var.
"God Bless you all" diyen ve ona dolar işaretleri gözlerinde parlayarak alkış tutan modern katliam teknolojileriyle donanımlı İblisin çocuklarının, insan hakları pazarladığı ve kendini insan olarak sattığı bir dünyada insan olmak hem çok zor hem de tehlikeli.
Üslubum nasıl olursa olsun, beni anlamak isteyen anlayacaktır. Üslubumu öne sürerek sunduğum özü bir kenara itenler için üslubum işlevsel bir bahaneden başka bir şey değil. Benim üslubumu binlerce yıldır değiştiriyorlar: Bu sıralar start almayı öğreniyorum; Show, Star, CNN, Avrupa Birliği ve IBM Türklerle eğlendiriliyorum.
Yukarıdaki yazdıklarım üzücü gerçekler belki. Bu yazdıklarıma bakarak beni yanlış resmetmeyin. Benimle daha ilk karşılaştıktan ve konuştuktan sonra şen ve şakrak ve de gırgır biri olduğumu görürsünüz; duygusal sömürüye çok açığımdır: Eski Türk filimlerini seyrederken, 'manyak mısın sen bu sadece kurgu' dememe rağmen gene de ağlarım: ben insana zarar veren haksızlığa dayanamam. Haksızlık yaparım ve bunların çoğu kendimedir. Benim bilgisayarımda kötüye kötü ol diye kendime hatırlatma yazılıdır. Kötüye bile kötülük yapamıyorum ben. Her gün hatırlatırım kendime, ama kötüyle karşılaşınca, bana saldırmıyorsa, hep acırım. Ben Makyavellinin kolay kurbanıyım. Ben binlerce yıldır böyle yoğruluyorum ve yoğrulurken yoğuruyorum.
Ben buyum işte. Peki sen? Kendine hiç sordun mu? Sen kimsin?
irfan erdogan
---------------------------------------------
ÖĞRENİM
· Ph.D., University of Pittsburgh, 1978, İletişim.
· M.A., Purdue University, 1973, İletişim.
· Lisans, Ankara Üniversitesi, SBF BYYO, 1969, Radyo-Tv.
TEZLERİ
· Pittsburgh Üniversitesindeki Lisansüstü Yabancı Öğrencilerin Televizyon ve Gazete Kullanım ve Doyumları: Bazı Korelasyonlar, Pittsburgh Üniversitesi, ABD, 1978.
· Türk Radyo-Televizyonundaki Siyasal Yayınların Tarihsel ve Eleştirel analizi, Purdue Üniversitesi, ABD, 1973.
ÖĞRETİM
DENEYİMİ
· Prof. Dr., Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi, 2006 - şimdi
· Prof. Dr., Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, 2004- 2006
· Doç. Dr., Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, 1998 – 2004
· Yard. Doç.Dr., Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, 1997-1998.
· Ders verdiği diğer okullar: CUNY Queens College, Hunter College, ODTU, Hacettepe Ünivesitesi, Baskent Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Atılım universitesi.
İDARİ
GÖREVLERİ
· HİT Bölüm Başkanlığı (2007-2008)
· Fakülte Yönetim Kurulu Üyeliği (2003 - 2004)
· Fakülte Kurulu Üyeliği (2003 - 2004)
· Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, Araştırma Yöntemleri Ana Bilim dalı Başkanı (2002 - 2004)
SEÇİLMİŞ
YAYINLARI:
KİTAP
· Türkiye'de Gazetecilik ve Bilim İletişimi Ankara: G.Ü.İ.F., 2007
· Ampirik Araştırmada sorunlar: TRT ve RTÜK Kamuoyu araştırmaları üzerine bir inceleme. Ankara: G.Ü.İ.F., 2007
· Teori ve Pratikte Halkla İlişkiler. Ankara: Erk, 2006/2008
· Popüler Kültür ve İletişim. (K. Alemdar ile) Ankara:Erk, 2005.
· İletişimi Anlamak. Ankara: Erk, 2002/2005/2008.
· Sinema ve Müzik. (P. Solmaz ile). Ankara: Erk 2005.
· Pozitivist Metodoloji. Ankara: Erk, 2003/2007.
· Öteki Kuram. (K. Alemdar ile) Ankara: Erk, 2002/2005.
· Kapitalizm, Kalkınma, Postmodernizm İletişim. Ankara:Erk, 1999.
· Araştırma Dizaynı ve İstatistik Yöntemleri. Ankara: Emel, 1998.
· Çevre Sorunu: Nedenler ve Çözümler. (N. Ejder ile). Ankara: Doruk, 1997.
· Kölenin Zincirine Vuruluşu. Ankara: Doruk, 1997
· Uluslararası İletişim. İstanbul: Kaynak,1995.
· Popüler Kültür ve İletişim. (K. Alemdar ile) Ankara:Ümit, 1994.
· İletişim ve Toplum. (K. Alemdar ile). Ankara: Bilgi, 1990.
SEÇİLMİŞ
YAYINLARI:
MAKALE
· Smoking at School: Views of Turkish University Students, International Journal of Environmental Research and Public Health, 2009, 6, 36-50 (N. Erdogan ile)
· Televizyon Reklamlarında Gündelik Hayatın Temsili: Seks ve Çikolata, Bilim ve Ütopya, 2009.
· Futbol ve futbolu inceleme üzerine, İletişim Araştırma ve Kuramları, 2008, 26, 1-59.
· Temel Bilgiler: Eleştirel yaklaşımlarda iletişim anlayışı, İletişim Araştırma ve Kuramları, 2007, 25, 153-198.
· Medya ve etik: eleştirel bir giriş, İletişim Araştırma ve Kuramları, 2006, 23, 1-28.
· Popüler Kültür: Kültür alanında egemenlik ve mücadele, 2007
· Kurtlar Vadisi Irak: Eski-göçebe Kabil’in yeni-emperyalist Habil’den öç alışı, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 2006, 22, 71-136.
· Ampirik araştırmalarda yöntembilimsel sorunlar: TRT Araştırmaları Örrneği) E. İşler ile) Selçuk Üniversitesi İletişim Dergisi, 20(3), 2005.
· Kimlik sorunu: Kendini sevmeyenin kimliğindeki kendi olmayan kendi. Toplum Dergisi, x(x), 2006, s. x-x.
· Kitle İletişiminde Pozitivist Ampirik Geleneğin Kuruluşu: Lazarsfeld ve Yönetimsel Araştırmalar. (E. İşler ve N. Durmuş ile). Gazi Üniversitesi İletişim Dergisi, 20(2), 2005, s. 1-48.
· Ekoturizmle iletilenlerin doğası üzerine. (N. Erdoğan ile) Gazi Üniversitesi İletişim Dergisi, 20(1), 2005, s. 55-82.
· Araştırmalarda veri Toplamaya ve Bulgulara Etki Eden Kirletilmiş Bilinç Üzerine Bir İnceleme. (N. Erdoğan ile) Selçuk İletişim Dergisi, 3(4) Ocak/January, 2005, s. 5-17.
· Popüler Kültürün Ne Olduğu Üzerine. Eğitim Dergisi, Özel Sayı: Popüler Kültür ve Gençlik, 5(57):Kasım 2004, s.7-19.
· Tv’de Popüler Yarışma: Modern Gladyatörlerin Kansız Ölümü. Bilim ve Utopya, Nisan 2004, sayı 89, s. 16-19
· Tekelleşme, Medya ve Medya Pratikleri. Toplum ve Hekim, cilt 17, sayı 6, Kasım–Aralık 2002, s. 417-424.
· Methodology İssues: Problems in Published Empirical Research in Turkey. Kültür ve İletişim, 4 (2) 2001, s. 185-207.
· Sosyal Bilimlerde Pozitivist-Ampirik Akademik Araştırmaların Tasarım ve Yöntem Sorunları. Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, Yıl 12, Güz 2001, s. 17-34.
· Televizyon: Dünyaya Açılan Pencere? (K. Alemdar ile) A. Ü. İletişim Fakültesi Yıllığı: 1999. Ankara, 2001.
· Kitle iletişim örneğinde Marksist siyasal ekonomi üzerine bir tartışma. Praxis, Güz 2001, sayı 4, s. 276-313.
· Teknolojini getirdiği özgürlük üzerine. Bilim ve Utopya, Mayıs 2001, say 83, s. 10-12
· Popüler kültürde Gasp ve Popülerin Gayri meşruluğu. Doğu Batı, 2001, (15) 2, s. 65-106.
· Televizyonda Dışa Bağımlılık ve Alternatif Olasılıkları. Bilim ve Utopya, Kasım 2000, s. 8-14.
· Türkiye'deki medya üzerine (adı Türk olmayan medyaya Türk medyası denir mi). Sinemasal 2000.
· Müziğin ve toplumsalın üretimi: Müziğin siyasal ekonomisi, kültürü ve ideolojisi. Ve Müzik, 2000, 6, s. 8-17.
· Avrupa Birliğine Üyelik ve Eğitimde ulusal Karakterin Yitirilişi. Öğretmen Dünyası yıl: 21, sayı: 242, Şubat 2000, s. 6-11.
· Dördüncü Gücün ilettiği: Amerikan Örneği. İçinde, K. Alemdar (1999) (der.) Medya Gücü ve Demokratik Kurumlar. Ankara: TUSES. s. 33-43.
· Popüler Kültür: Kültür Alanında Egemenlik ve Mücadele”. İçinde, N. Güngör (1999)(der.) Popüler Kültür ve İktidar, Ankara: Vadi. s. 18-53.
· Amerikan Eğitim Sistemi. Öğretmen Dünyası, yıl 20, sayı 234, Haziran 1999, s. 15-20.
· Eski Çağlar ve İlk İmparatorluklardaki Egemen İletişim Biçimleri Üzerine Bir Değerlendirme. Kültür ve İletişim, 2(2) 1999, s. 15-47.
· Televizyon: Dünyaya Açılan Pencere?. (K. Alemdar ile) A. Ü. İletişim Fakültesi Yıllığı, 1999.
· Amerikan Eğitim Sistemi. Öğretmen Dünyası, yıl: 20, Sayı:234, Haziran 1999, s. 15-20.
· Gerbner`in Ekme Tezi ve Anlattığı Öyküler Üzerine Bir Değerlendirme. Kültür ve İletişim, 1(2) 1998, s. 149-180.
· Cumhuriyet Döneminde Türkiye`de Sosyal Bilimler: İletişim”. Ankara: TÜBA, 1998. s. 1-10. (K. Alemdar`la).
· Talebin Üretimi Saptaması. Bilim ve Ütopya March 1996.
· Egemen gündem, din ve mücadeleci basın. Bilim ve Ütopya, 1996
· Kapitalist Medya Profesyonelliği ve Haber Olmayan Haberler. Bilim ve Ütopya 1996
· 1990larda bilinç yönetimi: İdeolojilerin ve soğuk savaşın sonu, karşılıklı bağımlılık, globalizm, özelleştirme, sürdürülebilir kalkınma, post-endüstriyalist, post-sömürgeci, post-emperyalist dönem? Teori, 1996.
· Emperyalizmde Çevre Talanı: Orman ekosistemi örneği. Bilim ve Ütopya, Şubat 1996
· Forrest Gump Filmi, ideolojik propaganda ve Amerikan gerçeği. Bilim ve Ütopya, 1995
· Süpermen kim ve yaptığı ne?: Emperyalist Güç, güçsüzlük ve ideoloji. Bilim ve Ütopya 1995
· Uluslararası iletişim düzeni. Bilim ve utopya 1995.
· Uluslararası Bilgisayar Şebekesi İnternet ve İletişimin Kontrolu. Bilim ve Ütopya 1995 (13.)
· Egemenlik ve dilde anlam: Adam nasıl oldu da İnsanlığını yitirip erkek ve İşveren oldu? Bilim ve Ütopya, Kasım 1995
· Erciyes: Cevre sorunu ve iletişim. Bilim ve Ütopya, 1995
· Television Uses Of The Children in a Turkish Town. Journal of Broadcasting, vol.29, (2) Spring, 1985.
SEÇİLMİŞ
YAYINLARI:
BİLDİRİ
· An Investigation of the Environmental Effects of South Antalya Municipal Solid Waste Landfill Sites and Integrated Waste Management Alternatives. The Kriton Curi İnternational Symposium on Environmental Management in the Mediterranean Region, Antalya, Haziran 17-20, 1998 (N. Ejder`le ortak bildiri), s. 493- 506.
· Bilimsel Araştırmada Tanımlamayla Gelen Öznel Çerçeve ve Bilimin Egemen İletişimi. Birinci Ulusal İletişim Sempozyum Bildirileri, 2000, Medya ve Kültür, s. 43-73.
· Kültür, İdeoloji ve Osmanlı Basını. Osmanlı Basın Yaşam Sempozyumu. 06/07/1999, Ankara: A. G. Ü. İ. F. Yayını, s. 69-81
VERDİĞİ DERSLER
· Genel iletişim dersleri (lisans ve lisans üstü)
· Araştırma Yöntemleriyle ilgili dersler (lisans ve lisansüstü)
· Piyasa ve Kamuoyu Araştırmaları dersleri (lisans)
· Siyasal Ekonomi Yöntem dersleri (Lisansüstü)
· Kuram ve kuram inşası dersleri (Lisans ve lisans üstü)
· İstatistik ve Yöntembilim dersleri (lisans ve lisansüstü)
· Modernleşme ve İletişim (lisansüstü)
DİĞER ETKİNLİK
· 2008 İFAP UNESCO MEETİNG, Paris Nisan 2008 (Temsilci)
· 2005 World Summit on the Information Society (Katılımcı)
· 2003 UNESCO Uluslararası Sempozyum (düzenleyici, katılımcı)
· 2003 UNESCO Uluslararası Sempozyum (düzenleyici, katılımcı)
· 2002 Sağlık Şurası (katılımcı)
· 2000 Hukuk Kurultayı (katılımcı)
· Çeşitli kamu kurumları ve derneklerde konuşmacı
· Çevre koruma ve sağlıkla ilgili faaliyetler
· Seminer çalışmaları
· Editör, İletişim Kuram ve Araştırmaları Dergisi (2007-2008)
AKADEMİK İLGİ
ALANLARI
· İletişimin ekonomik, siyasal, örgütsel ve kültürel doğası
· Yöntembilim
· Bilimsel araştırma ve sorunları
· Çevre sorunları
Halen Uluslararası sci/ssci dergilerde değerlendirilen makaleleri
· Mainstream Explanations of Ecotourism: A Critical Evaluation, Tourism Geographies.
· Environmental Worldviews of Students: New Environmental Paradigm versus Dominant Social Paradigm. Journal of Cross-Cultural Psychology
Halen Üzerinde Çalıştığı Projeler
· Bir proje
· Bir makale
Kendim Hakkında ilginç örnek facebook biyografiler
prof.dr irfan erdoğanın kendi hakkındaki yazısı
Ben bir zamanlar bir yerde doğdum. Benim de annem ve babam vardı. Beni büyüttüler. Okullara gittim. Birkaçı gaddar fakat çoğu iyi olan öğretmenlerden ders aldım. Futbol oynadım. Futbol benim kaçıştaki sığınağım oldu hep. Bazen okulu asıp sinemaya gittim. Hep istemeden kavga ettim: delikanlı olmak kolay değildi eski Ankara'da. Küçük yaştan beri epey aşık oldum. Mutlu ve mutsuzlukları tattım. Mutluluk ve mutsuz ettim. Diplomalar aldım: Kaliteli köleliğimin kanıtı kağıt parçaları. Çerçeveleyip asmadım bile. Akademik ciddiyet bana daima gülünç ve yapay geldi: Düşünsel ve materyal zenginliklerden yoksun bırakılmış ve değersizleştirilmiş insanın, mistikleştirme yoluyla kendi gibilere üstünlük taslayan satışı... Kendini özgür sanan serbest kölenin değersizliğinde değer arayışına bulduğu yanıt...
Bir sürü yerde ve türde işler yaptım. Çok az kişinin yaşamadığı güzellik ve çirkinlikleri yaşadım. Ben sermayenin özgürlük uydurularıyla anne ve babalara küfreden müziklerin yüceltildiğini gördüm. Bir hastahanenin soğuk odasında biri doğarken ölümle karşılaşınca “neden ben?” diye Tanrıya isyan ettim. Evlendim. Baba oldum. Çocuğuma şekerli ve yağlı zehirleri yedirtmeyecek, Pepsi ve Coca Cola gibi zararlı şeyleri içirtmeyecektim. Çocuğumu toplumu soyarak ve başkalarını yoksun bırakarak kendini zenginleştirmeyi düşünen şekilde bir bireysel ve sosyal bilince sahip insan olarak değil, toplum içinde ve toplumdan geçerek insana karşı sorumlu bir bireysel ve sosyal bilince sahip insan olarak yetiştirecektim. Asla yetiştiremeyeceğimi biliyorum artık. Televizyon denen ve evimin en gözde yerini işgal eden biliş ve bilinç biçimlendirme aletiyle çocuklarımız daha konuşmayı bile öğrenmeden bizim elimizden alınmakta. Bana düşman olan her şey sanki dost gibi benim içime işlenmiş ve evimin her yerinde. Duamda o var, laikliğimde, iyiliğimde ve kötülüğümde de. Hiç değilse ölüm saçan endüstrilerin modern kimyasal zehirlerini evimde barındırmayacaktım. Olmadı; çünkü benden olan ve ben diyen ben, kendine ve kendinin olana düşman bir ben. Daha fecisi bu ben kendinden olmayana ve kendini köleleştirene kılınan ve öykünen bir ben. Bu ben kölelik koşullarında ancak böyle nefes almaya izin verilen ve ancak böylece kendine yaşatılan yaşamdan ve kendinden intikam alan bir ben.
Evimdeki televizyonla, süpermarketteki çekici paketlerle, okulda "hazır ol! rahat" komutuyla, eğitim bakanlığının bağımsız-sömürgede öğretmeyerek öğretme politikalarıyla. özel dershanelerde testlerle, bireycilik ve özgürlük diye sürüleştirmeyi satan moda, cola ve kozmetik endüstrileriyle sürekli geri zekalılaştırılan bilincin bilgiçlik taslamasına karşı durabilen var mı? Modernlik, gelişmişlik, insanlık, demokratiklik ve özgürlük taslayan "bilmiş-cahil pazar bilinciyle" kim başedebilir? Güzelliği kendi vücudunda ve kendi varlığında bulamayan; onun yerine satın aldıklarıyla, orasına burasına taktıklarıyla, kravatı dahil giydikleriyle, yedikleri ve içtikleriyle değer bulan ve güzel olduğunu sanan pazar maymununa dönüştürülmüş insandan "zincirlerinin halkalarını her gün üretirken efendilik taslayarak ve efendilerini savunarak" kölelik koşullarını korumasından öte ne beklenebilir ki? Baskı, terör ve ücret politikalarıyla çıkmaza sokulan insanın baskıyı, terörü ve politikaları belirleyen ve ona "istediğini veren" yılanına sarılışı denir buna...
Ben birkaç bin yılın sonunda erişilen en yüksek seviyedeki alçalmışlık, hipokrasi ve gaddarlık çağının yoğun çabalara rağmen ortaya çıkan yan ürünlerindenim. Ben bu çağın sahte insanlık, demokrasi ve özgürlük satışının da bir kanıtıyım ne yazık ki. Ben, birkaç bin yıllık yaşımla, alçaltılmış yaşam biçimlerinin ve bu biçimlerin hasta bilinçlerinin egemenliği altında insanlığını "ararken yitiren" insanın yardımıyla bile yok edilemeyen çok yaşlı bir bilincim. Beni tarih boyu hep zindanlara attılar ve öldürdüler. Günümüzün en gelişmiş sahtekarlık çağında öldürdükten sonra siyasal, ekonomik ve bilinç pazarında satış malzemesi yaptılar: Şapkalarda, tshirtlerde, kitaplarda, resimlerde, cdlerde, filmlerde, sloganlarda dostlara pazarladılar beni. Benden para kazandılar. Aynı zamanda, Luna parklarda silah ve ok atış poligonlarında hedef tahtasına koyup, benden olana beni tekrar tekrar vurdurdular. Vurdururken bile hem para kazandılar hem de "kendine düşmanlığı" beslediler. Bazen bir anıt diktiler, sokağa veya parka adımı verdiler: Dostlara ve yeni yetişenlere gözdağı vermek ve bilinçlere psikolojik savaşın soğuk terörüyle korkuyu işleyerek insanları sindirmek için.
Ben her sabah Ankara'nın kirletilmiş iğrenç renklerle dolu havasını yaşarken, binlerce yılın üzüntüsünü hissediyor ve bir şeyi değiştirememenin öfkesini taşıyorum. Keçiören'de 3 milyon dolarlık zenginlik harcanarak yapılmış Estergon kalesine ve onun açılışında coşan yoksullar kitlesine bakıp şaşıyorum. Estergon kalesine gidişe ve Avrupa Birliğine girmek için yapılan en adi tüccarlığı bile geride bırakan kölece yarışa bakınca, her iki taraftaki insanımsıların insanlığa yaptıkları karşısında kusmamak, öfkelenmemek ve üzülmemek kolay mı? Gene de benim üzüntüm kadar öfkem bile iyi bir şeyler için…
Öte yandan, benim sandığım ötekiliğimde benim gaddarlığım ve tarihte yaptığım bütün katliamlar hep kutsal tanrılar, kutsal aile değerleri, kutsal vatan, yüce olduğu söylenen şeyler içindi. Ve bu kutsal ve yüce olanların hepsi de benim köleliğimin ve bilişsel yoksulluğumun kanıtlarıydı ve hala da öyle: Ben kendini durmadan öldüren bir katilim; insan ve tanrı aşkında bile.
Her şeyden nasibimi aldım ben. Kağnı teknolojisinden 21. yüzyılın post-modern durumuna kadar geçen birkaç bin yıllık bir ömrüm oldu: Çok az kişinin yaşayabildiği ve yaşayabileceği bir yaşam sürdüm. 21. yüzyılın "hızla değişerek değişmeyen" çevreye ve insana hunharlık yapan üretim ve ilişki biçiminde hızla yaşlandım. Yaşlandığımı asla kabul etmedim. Edemiyorum. Hep genç hissettim kendimi. Ama aynadaki ben ben değilim.
Binlerce yıl geriye baktığımda bazen pişman oldum. Bazen de pişman olduğuma pişmanlık duydum.
Bir gün ölecek miyim acaba? Dünyaya kazık nasıl dikilir, bir bilsem. Silahlar, örgütlü baskılar ve bilinç yönetimiyle sürdürülen dünya egemenlikleri de bitecek bir gün. O günün insanı asla bizler gibi olmayacak, nasıl ki 1980'in çocukları bizler gibi değilse. Babam, dayağıyla feodalizmi ve foteri ve kravatıyla kapitalizme geçişi yaşadı. Ben birkaç bin yılı yaşadım. Benim çocuğum sadece küreselleşen kapitalizmin yaşında; çok genç ve sadece bir yüzyıl kadar daha yaşayacak. Çocuğumun çocuğu yüzyıllık hayatında belki de sadece birkaç yıl yaşayacak. İşte buna tarihin sonu denir: Bugünkü şirketler dünyasının yoksun bırakan çıkarları için dünün faydasızlığı ve yarının nasıl olsa bugün gibi olacağı...
Ben yanlış olmaktan korkmayan ve daima yanlışlıklarla dolu insan olduğuna inanan bir insanım. İnsanlık için en tehlikeli insanlar, doğruyu ellerinde tuttuğunu sanan ve çok daha kötüsü yanlış yapmaktan ödü kopan ve kimsenin yanlış yapmasına tahammül edemeyen insanlardır. Dünyanın en tehlikeli ve düşünsel bağlamda pespaye insanımsıları, dünya en gelişmiş kölelik, kültürel sömürü ve çevre talanı koşulları yaşarken, “herkes düşünce özgürlüğüne sahiptir, herkesin kendi doğrusu vardır” diye söze başlayarak “post-modern durum”, kültürel çoğulculuk ve farklılıklarla yaşama teranesi okuyanlardır. Küresel talanın gönüllü parçası olan bu insanımsılar kadın hakları, azınlık hakları, çocuk hakları ve insan hakları tüccarlığını da yaparlar.
Benim günüm sabah saat 5’de, en geç 6’da başlar. Birkaç saat evde çalışırım. Sonra, elimden alınan kendimi yeniden üretme koşullarını serbest kölelikte maaşla belirlenen koşullardan geçerek üretmek amacıyla okula giderim. Okulda ders dışı zamanda okuma ve yazma olasılığı çok sınırlıdır; çünkü okullardaki egemen üretim tarzı, çay ve kahve eşliğinde dedikodu, tembellik, dalkavukluk, bireysel kıskançlıkların yeniden üretimi bağlamları içinde döner durur. Ben zararsız dedikoduyu severim; ama çaysız, kahvesiz ve zehirsiz olmalı. Akşam eve döndükten sonra en az dört saatimi okuma ve yazma ile geçiririm. Hafta sonlarında, başka şeyler bulamazsam, günümün önemli bir kısmı gene okuma ve yazmayla geçer. Ben boş kalamam. Boşluk beni yaşamın dayanılmaz ağırlığı altında ezmeye başlar. Bu benim hayatım.
Ben üretmeyeni üreten ve çağımızın materyal ve düşünsel soygununu ve çevre talanını ürettirenlere gizli hayranlıkla bakan bir örgüt kültürünün ve dolayısıyla aksini üretene düşman kesilen bir egemenliğin de parçasıyım. Ben günümüzde üretilenlerin ve üretim süreçlerinin yeniden gözden geçirilmesini, insana ve doğaya zararlı üretimin yapılmamasını isteyenlerdenim: Zararlıysa üretilmemeli. Hiçbir endüstri, yani hiçbir örgütlü çıkar grubu (insan), zehir ve ölüm üretme özgürlüğüne sahip değildir. Ama üretiyorlar; çünkü özgürlüğü tanımlayan ve belirleyen onlar; sen değilsin. Ben sosyalleşmiş üretimle yaratılan değerlerin (zenginliklerin) paylaşımının da sosyal olmasını, yani sosyal üretimle yaratılan zenginliklerin, meşrulaştırılmış gasp yoluyla, özel çıkarlar tarafından paylaşılarak yoksunluk ve yoksullukların yaratılmamasını düşünen biriyim. Bu nedenlerle ben hasta bir dünyada pek de sağlıklı düşünmeyenlerdenim.
Ben "başka bir çözüm düşünemiyorum, başka bir çözüm yok: Halkı eğitmek ve bilinçli tüketici ve izleyici yapmak gerek" diyen namussuzun ve vicdansızın pişkinliğini ve kendini haklı ve doğru görmesini bir türlü anlayamayanlardanım. Benim normal gördüğüm anlayışa göre, zararlıysa, üretmezsin. "İzleyiciyi eğitmek" fikri zararlıyı üreteni destekleyen alçaklıktır. Bu alçak insanımsıların düşüncelerini farkında olmadan taşıyanların doğruyu görmeleri de giderek zorlaşmaktadır.
İnsanlığın "ne ve nasıl olduğunun" "bir şeylere sahiplikle" değerlendirmesi üzücü değil mi? Biçim ile, örneğin iyi üslup gibi son moda spor ayakkabıyla kimlik kazanarak özü unutanlar ve unutturanların derdi ne dersiniz? Özü bilmenin tehlikeli olduğu veya öne çıkarlara zararlı geldiği veya bireysel duyguların çıkmaza girdiği durumlarda biçim öne geçirilir. Biçim konuşulur ve ya öz kasıtlı olarak bir yana itilir ya da özü biçim tanımlar. Örgütlü baskılardan ve çıkar yapılarından geçerek yaratılan insanın insana kulluğunun en yüksek seviyede olduğu bu yüzyılda özün yerini artık biçim almıştır. Satın alınarak kullanılan ve tüketilen, dolayısıyla sürekli olarak satın alınılması gereken biçim özü tanımlamaktadır: Son moda bir güneş gözlüğünün yüzü tanımladığı ve kimlik kazandırdığı gibi....
“Soruşturulmayan hayat yaşamaya değmez” demiş bir filozof. Bence bu söz yetersiz: Herkes soruşturur. Önemli olan soruşturan kim, neyi nasıl, ne ve kim için ve ne sonuçla soruşturuyor? Televoleyi ve popstarı yaratan ve huşuyla tüketenleri ve soruşturdukları hayatı düşünün. "Haksızlığa karşı olmaları" kendi çıkarları söz konusu olduğunda biten insanları düşünün. Kendi haksızlığını ve iğrençliğini başkalarının da bildiğini bildiği halde başkalarını aynı konuda haksız ve iğrenç olarak sunanları düşünün. Televizyonlarda şarlatanlık yaparak para için bilimi vücut diline, imaja, etkili iletişime, pozitif ve negatif enerji yaymaya, NLP'ye, KPZLĞE ve pazarlamaya indirgeyen akademisyen bozuntularını düşünün.
Bu web sayfasını kullanacaklardan ricam şu: Benimle aynı fikirde olabilir veya olmayabilirsiniz. Ben benimle aynı fikirde olmayanlarla, nedense, daha çok anlaşmışımdır. Benim için önemli olan biçime değil, öze bakarak değerlendirme yapmanızdır. Biçim kesinlikle özün yerine geçmemelidir. Biçim kesinlikle özü tanımlamamalıdır. Önce ne dediğimi anlamaya çalışın; sonra, denileni yaşananla karşılaştırarak anlamlandırın. Bu karşılaştırmayı yaparken “yaşananı” “belli bir zaman ve yerdeki insanlık durumu” olarak ele alın; çünkü yaşanan durum evrensel insan gerçeğini anlatmaz; belli üretim biçimi ve ilişkilerindeki insanlık durumunu anlatır.
Birilerini sevmeyebilirsiniz. Sevin de demiyorum. Sadece ne yapıldığına ve denildiğine bakın, ne denildiğini duymaya çalışın. İşinize gelen bir veya iki kelimeyi seçerek doğruluğunuzu kanıtlamayın. Tümüyle ne deniyor ona bakın.
Ben ne Fenerbahçeliyim ne GS ne de BJK'liyim. Ama ben Roma arenalarında sirk ve ekmek politikalarıyla eğlendirilerek 21. yüzyıla getirildim ve geldim. Ben binlerce yıldan beri maçtayım: Firavunların mezarlarını yapan benim; Spartakus'un ordusuna katılan da. Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şen bir şekilde benim durumumdakileri kıran ve kırılan da başkası değil, benim. Zapata'nın yanında Meksika'da savaşan gene bendim. Kapitalist sermayenin işçi sınıfının yarısını kiralayarak diğer yarısını yoksun ve yoksul bırakmak ve gerektiğinde öldürmek için ücretle/maaşla tutulan ben değil miyim? 1917 Sovyet devrimine katılan ve 1990'larda onun çökertilmesini kutlayan da benim. Irakta ölen ve öldürülen gene benden başkası değil. Ben kapitalistin iş yerinde ezilenim ve sermayenin verdiği ezme şansıyla ezebildiğimi ezenim. Kısaca, ben binlerce yıldır bütün maçlarda oynatıldım, oynadım ve bütün maçları seyrettim ve seyrettiriliyorum.
Ben artı-değerin ya da toplumun çalışarak yarattığı zenginliğin üstüne yatacak sermayeye ve güce sahip olmadığım için kapitalist değilim. Kapitalizmin yönetimsel sömürgenliğinin bir parçası olan sosyal demokrat falan da değilim. Ben iğrençleşmiş, üretmeyen, tembel, asalak. haris, liyakar ve benzeri karakterdeki insanların her tür üretim tarzında, her yerde, olacağı olasılığını biliyorum. Ben ilksel komunizm hayalperesti hiç değilim; küresel pazarda yerel siyasal gücü ele geçirerek değişim gelemeyeceğini de çok iyi biliyorum. Benim dinsizlikten başlayarak çok ve tek tanrılı dinlere kadar değişen bir çok teolojik kurtuluş ve umut yollarım oldu. Ben tanrı yapıp satamadım; bana satıldı: Benden zenginlikler alınırken bana tanrılar verildi ve cennet vaadedildi. Ben insan olmaya çalışan ama bir türlü izin verilmeyen, insan olmaya çalıştıkça, insan olduğunu iddia ettikçe, sesini yükselttikçe ve sessiz kaldıkça insanlığını yitiren tarihsel bir insanım. Ben bir humanistim kendimin ve insan pazarının insancılsızlığında yutulan.
Ben hem olmak isteyip hem de olmak istemeyip olamadığım senim; Sen de, aynı şekilde, olmak ve olmamak isteyip olamadığın bensin. Biz kullandık, kullanıldık ve birlikte yarattık zenginliği başkaları için ve yoksulluğu ve acıyı çoğumuz, kendimiz, için. Biz aşkta bile sefiliz; özellikle en çok istediğimiz ve en değerli tuttuğumuz amaçlarımızda hastalığımız apaçık olarak iğrenççe sırıtır durur. Biz materyali ve düşünselini yaratırken, bu materyalle ve düşünselle birlikte kendimizi, kendimize ve birbirimize düşmanlığı da yaratırız. Biz ne yaptık binlerce yıl? Binlerce yıl birbirimizi hem materyal hem de duygusal bağlamda yoksun ve yoksul bırakmayı çok iyi başardık. Buna da devam ediyoruz.
Bu web sayfası insanca iyi amaçları olanlar ve öğrenmek isteyenler için düşünceler ve kaynaklar sunmaktadır. Kendi bireysel kıskançlıklarına veya çıkarlarına uygun gelmediği için biçimle uğraşanlar, “erkek söylemini yeniden-ürettiğimi” söyleyecek kadar acayip ve bağnaz olanlar, kısaca amacı birlikte öğrenmek ve gelişmek olmayan ve/veya aşağılık duygularıyla kavrulan tehlikeli-zavallılar için de epey malzeme var.
"God Bless you all" diyen ve ona dolar işaretleri gözlerinde parlayarak alkış tutan modern katliam teknolojileriyle donanımlı İblisin çocuklarının, insan hakları pazarladığı ve kendini insan olarak sattığı bir dünyada insan olmak hem çok zor hem de tehlikeli.
Üslubum nasıl olursa olsun, beni anlamak isteyen anlayacaktır. Üslubumu öne sürerek sunduğum özü bir kenara itenler için üslubum işlevsel bir bahaneden başka bir şey değil. Benim üslubumu binlerce yıldır değiştiriyorlar: Bu sıralar start almayı öğreniyorum; Show, Star, CNN, Avrupa Birliği ve IBM Türklerle eğlendiriliyorum.
Yukarıdaki yazdıklarım üzücü gerçekler belki. Bu yazdıklarıma bakarak beni yanlış resmetmeyin. Benimle daha ilk karşılaştıktan ve konuştuktan sonra şen ve şakrak ve de gırgır biri olduğumu görürsünüz; duygusal sömürüye çok açığımdır: Eski Türk filimlerini seyrederken, 'manyak mısın sen bu sadece kurgu' dememe rağmen gene de ağlarım: ben insana zarar veren haksızlığa dayanamam. Haksızlık yaparım ve bunların çoğu kendimedir. Benim bilgisayarımda kötüye kötü ol diye kendime hatırlatma yazılıdır. Kötüye bile kötülük yapamıyorum ben. Her gün hatırlatırım kendime, ama kötüyle karşılaşınca, bana saldırmıyorsa, hep acırım. Ben Makyavellinin kolay kurbanıyım. Ben binlerce yıldır böyle yoğruluyorum ve yoğrulurken yoğuruyorum.
Ben buyum işte. Peki sen? Kendine hiç sordun mu? Sen kimsin?
irfan erdogan
---------------------------------------------
ÖĞRENİM
· Ph.D., University of Pittsburgh, 1978, İletişim.
· M.A., Purdue University, 1973, İletişim.
· Lisans, Ankara Üniversitesi, SBF BYYO, 1969, Radyo-Tv.
TEZLERİ
· Pittsburgh Üniversitesindeki Lisansüstü Yabancı Öğrencilerin Televizyon ve Gazete Kullanım ve Doyumları: Bazı Korelasyonlar, Pittsburgh Üniversitesi, ABD, 1978.
· Türk Radyo-Televizyonundaki Siyasal Yayınların Tarihsel ve Eleştirel analizi, Purdue Üniversitesi, ABD, 1973.
ÖĞRETİM
DENEYİMİ
· Prof. Dr., Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi, 2006 - şimdi
· Prof. Dr., Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, 2004- 2006
· Doç. Dr., Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, 1998 – 2004
· Yard. Doç.Dr., Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, 1997-1998.
· Ders verdiği diğer okullar: CUNY Queens College, Hunter College, ODTU, Hacettepe Ünivesitesi, Baskent Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Atılım universitesi.
İDARİ
GÖREVLERİ
· HİT Bölüm Başkanlığı (2007-2008)
· Fakülte Yönetim Kurulu Üyeliği (2003 - 2004)
· Fakülte Kurulu Üyeliği (2003 - 2004)
· Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, Araştırma Yöntemleri Ana Bilim dalı Başkanı (2002 - 2004)
SEÇİLMİŞ
YAYINLARI:
KİTAP
· Türkiye'de Gazetecilik ve Bilim İletişimi Ankara: G.Ü.İ.F., 2007
· Ampirik Araştırmada sorunlar: TRT ve RTÜK Kamuoyu araştırmaları üzerine bir inceleme. Ankara: G.Ü.İ.F., 2007
· Teori ve Pratikte Halkla İlişkiler. Ankara: Erk, 2006/2008
· Popüler Kültür ve İletişim. (K. Alemdar ile) Ankara:Erk, 2005.
· İletişimi Anlamak. Ankara: Erk, 2002/2005/2008.
· Sinema ve Müzik. (P. Solmaz ile). Ankara: Erk 2005.
· Pozitivist Metodoloji. Ankara: Erk, 2003/2007.
· Öteki Kuram. (K. Alemdar ile) Ankara: Erk, 2002/2005.
· Kapitalizm, Kalkınma, Postmodernizm İletişim. Ankara:Erk, 1999.
· Araştırma Dizaynı ve İstatistik Yöntemleri. Ankara: Emel, 1998.
· Çevre Sorunu: Nedenler ve Çözümler. (N. Ejder ile). Ankara: Doruk, 1997.
· Kölenin Zincirine Vuruluşu. Ankara: Doruk, 1997
· Uluslararası İletişim. İstanbul: Kaynak,1995.
· Popüler Kültür ve İletişim. (K. Alemdar ile) Ankara:Ümit, 1994.
· İletişim ve Toplum. (K. Alemdar ile). Ankara: Bilgi, 1990.
SEÇİLMİŞ
YAYINLARI:
MAKALE
· Smoking at School: Views of Turkish University Students, International Journal of Environmental Research and Public Health, 2009, 6, 36-50 (N. Erdogan ile)
· Televizyon Reklamlarında Gündelik Hayatın Temsili: Seks ve Çikolata, Bilim ve Ütopya, 2009.
· Futbol ve futbolu inceleme üzerine, İletişim Araştırma ve Kuramları, 2008, 26, 1-59.
· Temel Bilgiler: Eleştirel yaklaşımlarda iletişim anlayışı, İletişim Araştırma ve Kuramları, 2007, 25, 153-198.
· Medya ve etik: eleştirel bir giriş, İletişim Araştırma ve Kuramları, 2006, 23, 1-28.
· Popüler Kültür: Kültür alanında egemenlik ve mücadele, 2007
· Kurtlar Vadisi Irak: Eski-göçebe Kabil’in yeni-emperyalist Habil’den öç alışı, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 2006, 22, 71-136.
· Ampirik araştırmalarda yöntembilimsel sorunlar: TRT Araştırmaları Örrneği) E. İşler ile) Selçuk Üniversitesi İletişim Dergisi, 20(3), 2005.
· Kimlik sorunu: Kendini sevmeyenin kimliğindeki kendi olmayan kendi. Toplum Dergisi, x(x), 2006, s. x-x.
· Kitle İletişiminde Pozitivist Ampirik Geleneğin Kuruluşu: Lazarsfeld ve Yönetimsel Araştırmalar. (E. İşler ve N. Durmuş ile). Gazi Üniversitesi İletişim Dergisi, 20(2), 2005, s. 1-48.
· Ekoturizmle iletilenlerin doğası üzerine. (N. Erdoğan ile) Gazi Üniversitesi İletişim Dergisi, 20(1), 2005, s. 55-82.
· Araştırmalarda veri Toplamaya ve Bulgulara Etki Eden Kirletilmiş Bilinç Üzerine Bir İnceleme. (N. Erdoğan ile) Selçuk İletişim Dergisi, 3(4) Ocak/January, 2005, s. 5-17.
· Popüler Kültürün Ne Olduğu Üzerine. Eğitim Dergisi, Özel Sayı: Popüler Kültür ve Gençlik, 5(57):Kasım 2004, s.7-19.
· Tv’de Popüler Yarışma: Modern Gladyatörlerin Kansız Ölümü. Bilim ve Utopya, Nisan 2004, sayı 89, s. 16-19
· Tekelleşme, Medya ve Medya Pratikleri. Toplum ve Hekim, cilt 17, sayı 6, Kasım–Aralık 2002, s. 417-424.
· Methodology İssues: Problems in Published Empirical Research in Turkey. Kültür ve İletişim, 4 (2) 2001, s. 185-207.
· Sosyal Bilimlerde Pozitivist-Ampirik Akademik Araştırmaların Tasarım ve Yöntem Sorunları. Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, Yıl 12, Güz 2001, s. 17-34.
· Televizyon: Dünyaya Açılan Pencere? (K. Alemdar ile) A. Ü. İletişim Fakültesi Yıllığı: 1999. Ankara, 2001.
· Kitle iletişim örneğinde Marksist siyasal ekonomi üzerine bir tartışma. Praxis, Güz 2001, sayı 4, s. 276-313.
· Teknolojini getirdiği özgürlük üzerine. Bilim ve Utopya, Mayıs 2001, say 83, s. 10-12
· Popüler kültürde Gasp ve Popülerin Gayri meşruluğu. Doğu Batı, 2001, (15) 2, s. 65-106.
· Televizyonda Dışa Bağımlılık ve Alternatif Olasılıkları. Bilim ve Utopya, Kasım 2000, s. 8-14.
· Türkiye'deki medya üzerine (adı Türk olmayan medyaya Türk medyası denir mi). Sinemasal 2000.
· Müziğin ve toplumsalın üretimi: Müziğin siyasal ekonomisi, kültürü ve ideolojisi. Ve Müzik, 2000, 6, s. 8-17.
· Avrupa Birliğine Üyelik ve Eğitimde ulusal Karakterin Yitirilişi. Öğretmen Dünyası yıl: 21, sayı: 242, Şubat 2000, s. 6-11.
· Dördüncü Gücün ilettiği: Amerikan Örneği. İçinde, K. Alemdar (1999) (der.) Medya Gücü ve Demokratik Kurumlar. Ankara: TUSES. s. 33-43.
· Popüler Kültür: Kültür Alanında Egemenlik ve Mücadele”. İçinde, N. Güngör (1999)(der.) Popüler Kültür ve İktidar, Ankara: Vadi. s. 18-53.
· Amerikan Eğitim Sistemi. Öğretmen Dünyası, yıl 20, sayı 234, Haziran 1999, s. 15-20.
· Eski Çağlar ve İlk İmparatorluklardaki Egemen İletişim Biçimleri Üzerine Bir Değerlendirme. Kültür ve İletişim, 2(2) 1999, s. 15-47.
· Televizyon: Dünyaya Açılan Pencere?. (K. Alemdar ile) A. Ü. İletişim Fakültesi Yıllığı, 1999.
· Amerikan Eğitim Sistemi. Öğretmen Dünyası, yıl: 20, Sayı:234, Haziran 1999, s. 15-20.
· Gerbner`in Ekme Tezi ve Anlattığı Öyküler Üzerine Bir Değerlendirme. Kültür ve İletişim, 1(2) 1998, s. 149-180.
· Cumhuriyet Döneminde Türkiye`de Sosyal Bilimler: İletişim”. Ankara: TÜBA, 1998. s. 1-10. (K. Alemdar`la).
· Talebin Üretimi Saptaması. Bilim ve Ütopya March 1996.
· Egemen gündem, din ve mücadeleci basın. Bilim ve Ütopya, 1996
· Kapitalist Medya Profesyonelliği ve Haber Olmayan Haberler. Bilim ve Ütopya 1996
· 1990larda bilinç yönetimi: İdeolojilerin ve soğuk savaşın sonu, karşılıklı bağımlılık, globalizm, özelleştirme, sürdürülebilir kalkınma, post-endüstriyalist, post-sömürgeci, post-emperyalist dönem? Teori, 1996.
· Emperyalizmde Çevre Talanı: Orman ekosistemi örneği. Bilim ve Ütopya, Şubat 1996
· Forrest Gump Filmi, ideolojik propaganda ve Amerikan gerçeği. Bilim ve Ütopya, 1995
· Süpermen kim ve yaptığı ne?: Emperyalist Güç, güçsüzlük ve ideoloji. Bilim ve Ütopya 1995
· Uluslararası iletişim düzeni. Bilim ve utopya 1995.
· Uluslararası Bilgisayar Şebekesi İnternet ve İletişimin Kontrolu. Bilim ve Ütopya 1995 (13.)
· Egemenlik ve dilde anlam: Adam nasıl oldu da İnsanlığını yitirip erkek ve İşveren oldu? Bilim ve Ütopya, Kasım 1995
· Erciyes: Cevre sorunu ve iletişim. Bilim ve Ütopya, 1995
· Television Uses Of The Children in a Turkish Town. Journal of Broadcasting, vol.29, (2) Spring, 1985.
SEÇİLMİŞ
YAYINLARI:
BİLDİRİ
· An Investigation of the Environmental Effects of South Antalya Municipal Solid Waste Landfill Sites and Integrated Waste Management Alternatives. The Kriton Curi İnternational Symposium on Environmental Management in the Mediterranean Region, Antalya, Haziran 17-20, 1998 (N. Ejder`le ortak bildiri), s. 493- 506.
· Bilimsel Araştırmada Tanımlamayla Gelen Öznel Çerçeve ve Bilimin Egemen İletişimi. Birinci Ulusal İletişim Sempozyum Bildirileri, 2000, Medya ve Kültür, s. 43-73.
· Kültür, İdeoloji ve Osmanlı Basını. Osmanlı Basın Yaşam Sempozyumu. 06/07/1999, Ankara: A. G. Ü. İ. F. Yayını, s. 69-81
VERDİĞİ DERSLER
· Genel iletişim dersleri (lisans ve lisans üstü)
· Araştırma Yöntemleriyle ilgili dersler (lisans ve lisansüstü)
· Piyasa ve Kamuoyu Araştırmaları dersleri (lisans)
· Siyasal Ekonomi Yöntem dersleri (Lisansüstü)
· Kuram ve kuram inşası dersleri (Lisans ve lisans üstü)
· İstatistik ve Yöntembilim dersleri (lisans ve lisansüstü)
· Modernleşme ve İletişim (lisansüstü)
DİĞER ETKİNLİK
· 2008 İFAP UNESCO MEETİNG, Paris Nisan 2008 (Temsilci)
· 2005 World Summit on the Information Society (Katılımcı)
· 2003 UNESCO Uluslararası Sempozyum (düzenleyici, katılımcı)
· 2003 UNESCO Uluslararası Sempozyum (düzenleyici, katılımcı)
· 2002 Sağlık Şurası (katılımcı)
· 2000 Hukuk Kurultayı (katılımcı)
· Çeşitli kamu kurumları ve derneklerde konuşmacı
· Çevre koruma ve sağlıkla ilgili faaliyetler
· Seminer çalışmaları
· Editör, İletişim Kuram ve Araştırmaları Dergisi (2007-2008)
AKADEMİK İLGİ
ALANLARI
· İletişimin ekonomik, siyasal, örgütsel ve kültürel doğası
· Yöntembilim
· Bilimsel araştırma ve sorunları
· Çevre sorunları
Halen Uluslararası sci/ssci dergilerde değerlendirilen makaleleri
· Mainstream Explanations of Ecotourism: A Critical Evaluation, Tourism Geographies.
· Environmental Worldviews of Students: New Environmental Paradigm versus Dominant Social Paradigm. Journal of Cross-Cultural Psychology
Halen Üzerinde Çalıştığı Projeler
· Bir proje
· Bir makale
__________________



