DTO
  [Kayıt ol]   [Şifremi unuttum!
Kullanıcı adım:   Parolam:  
 

Tüm cep telefonu fırsatları için tıklayın !

Yazar Mesaj   #23929  29-09-2011 16:10 GMT+2 saat  

ahmet


Admin


Tecrübe Puanı.: 93.9%
Ruh Hali: Mutlu
Mesaj 3803
Şehir: İstanbul
Ülke:
Meslek: Öğrenci
Yaş: 18
Facebook'ta Paylaş

YENİ! Zambak Yayınları
10. Sınıf Türk Edebiyatı Bütün Cevapları
Tek Link İndir!!


http://www.mediafire.com/file/oxy9xl6......edebiyati.zip




10. Sınıf Türk Edebiyatı Yeni Ders Kitabı Sorularının Cevapları 2011 SAYFA 22

1. Olağanüstü ve sıra dışı kavramlar sizin için neyi ifade ediyor? Çevrenizde sıra dışı olay¬lara şahit oldunuz mu? Tartışınız. Sonuçları söyleyiniz.
Olağanüstü kelimesinin karşılığı alışılmıştan, benzerlerinden farklı olan, fevkalâde demektir. Çevremizde bazen sıra dışı olaylara şahit olabiliriz. Bu benzerlerinden farklı olarak bir deprem, sel felaketi gibi tabi afetler olacağı gibi bir insanın hiç ummadığı anda bir olayın başında geçmesi veya bu olaya şahit olması da bir olağanüstülük olabilir.

2. Tanık olduğunuz sıradan olayların abartılarak olağanüstü şekilde anlatıldığı oluyor mu? Sözlü olarak belirtiniz.
3. Farklı uygarlıklarda destan dönemi yaşanmış mıdır? Araştırınız. Bu destanlardan
birkaçını sınıfa getiriniz.
Evet yaşanmıştır. Milletlerin ilk edebî ürünleri destanlarıdır. Bu nedenle destan bir milletin ilk edebî ürünüdür, diyebiliriz. İranlıların, Yunanlıların, Çinlilerin destan dönemleri yaşanmıştır.
4. "Mit" kavramını araştırınız. Türk kültürüne ait mitleri aşağıya yazınız.
Mit; çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların inandıkları Tanrı’ların, kahramanların, devlerin ve perilerin hayatından bahseden hikâyelerdir. Her toplumun kendine özgü bir mit macerası vardır. Ve temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mit toplumdan topluma farklılık gösterdiği gibi ortak yanlarda çok bulunmaktadır. Destanlarda bu mitolojik ögelere çok sık rastlanır. Mitleri inceleyen bilim dalına ise mitoloji denir.
Türk destanlarında karşımıza çıkan başlıca mitler:
1-IŞIK: Bu motif destanların kuruluşunda kutsiyetten kaynaklanan hayat verici bir özelliğe sahiptir. Destanların büyük kahramanları; bu kahramanlara kadınlık ve mukaddes Türk çocuklarına annelik yapan kadınlar ilahî bir ışıktan doğarlar. Şamanist inanca göre yerden on yedi kat göğe doğru gittikçe aydınlanan bir nur âlemi vardır ki bunun on yedinci katında bütün göz kamaştırıcı ışığıyla Türk Tanrı’sı oturur. Yeryüzünde iyilik yapan ruhlar da bir kuş şeklinde bu nur âlemine uçarlar.
2-RÜYA: Destanın bütününü etkileyen ve destan kahramanlarının hareket alanını belirleyen bir motiftir. Bir mücadele üzerine kurulu destanlarda kazanılacak başarı veya yaşanacak bir felaket düş yoluyla önceden öğrenilir. Kadercilik anlayışı düş motifiyle destanlarda işlenir.
3-AĞAÇ: Destanlarda ağaç motifi üç yönüyle yer alır: Sığınak (Oba), Ana ya da Ata, varlığı, devleti temsil eden sembol. İnsanlığın yaratılışı hakkındaki Türk düşüncesine göre Tanrı, yeryüzündeki dokuz insan cinsini, bu insanlardan önce yarattığı dokuz dallı ağacın gölgesinde barındırmıştır.
4-KIRKLAR: Bu motif, kahramanlar etrafındaki gücü temsil eder. Kırk sayısı bazı eşya ve davranışları sınırlar. Oğuz Kağan'ın kırk günde yürümesi, konuşması gibi. Kırk sayısı görünmez âleminden gelen koruyucu, güç verici kutsiyete erişmiş şahısları da simgeler.
5-AT: At destanlarda önemli bir konuma sahiptir. Bunun temelinde göçebe kültürün yarattığı zorlayıcı koşullar vardır. Ata bir tür dinsel totem özelliği kazandıran Şamanist inançtır. At, kahramanın başarıya ulaşmasında en etkin güçtür. Sahibini korur, ona yol gösterir, tehlikelere karşı uyarır.
6-OK-YAY: Destanlarda maden isimlerinin sıkça geçmesi Türklerin savaşçı bir ulus oldukları kadar savaş aracı üretmede de usta olduklarını gösterir. Destanlardaki maden isimleri tamamıyla Türkçedir. Bu da Türklerin çok eskiden beri madencilikle uğraştıklarının delilidir. Ok- yay motifi destanlarda sadece savaş aracı olarak geçmemiş, Türk üstünlüğünü ifade etmiş, hukuki bir sembol haline gelmiştir.
7-MAĞARA: Bu motif destanlarda sığınak ve ana karnını temsil eder. Bazen de ilahî buyruğun tebliğ edildiği yer olarak karşımıza çıkar.
8-AKSAKALI İHTİYAR: Destanlarda hakanların akıl danışıp öğüt diledikleri güngörmüş yaşlılar vardır. Derin tecrübeli bu kimseler, genç hakanlara yol ve iz gösterirler. Bu, Türklerin âlimlere mukaddes insan gözüyle bakıp ilme değer verdiklerini gösterir.
9-YADA TAŞI: Bu taş destanlarda millî birlik ve bütünlüğü, halkın mutluluğunu ve devletin idealini temsil eder. Bu taş ülkeden çıkarıldığında birlik ve bütünlük bozulur ve kıtlık baş gösterir.

İNCELEME
Yakut Türkleri
İlk insan, nereden geldiğini düşünmüş ve bu konuda gün geçtikçe kafasını yormaya başlamış. Nasıl doğdum, nasıl dünyaya geldim diye, hep düşünür gezermiş. Artık bir gün kendi kendine şöyle söylen¬meye başlamış: "Eğer gökten düşseydim o zaman kar ve buzla örtülü ve buzdan bir adam olurdum. Güney, kuzey, doğu veya batı yönlerinden birinden gelseydim o zaman ben de ağaç ve çayırların izleri olur ve bunlar da rüzgârlarla uçuşurdu. Yok yerin en derinliklerinden gelseydim elbette ki o zaman çamur ve toz içinde kalırdım!" İlk insan işte böyle düşüne düşüne kalakalmış. En sonunda şu karara varmış. Demiş ki, beni doğursa doğursa yine Büyük Ana Kübey Hatun doğurmuş olmalıdır. Çünkü onun içinde bulunduğu ağacın göğsünden sütler akar. Bu sebeple ilk insan, hayat ağacının karşısına gitmiş ve şöyle demiş: "Beni doğuran ana sen olmalısın! Beni yaratıp meydana getiren ana sen olmalısın!" Ağaç ilk insana, ilk insan da ağaca bakmış ve sonunda adam, bu ağacın kendi annesi olduğunu anlamış ve şöyle demiş: " Ben yetim bir çocuk iken sen beni büyüttün! Ben küçük bir çocuk iken sen beni adam ettin!"
Ali ÖZTÜRK

MİTLERİN OLUŞUMU
Mitlerin geniş açıklayıcı özellikleri oluşumlarını belirli bir oranda muğlâklaştırmaktadır. Mitlerin kültürel ihtiyaçları karşılamak amacıyla oluştuğuna (veya oluşturulduğuna) dair bir kanı ortaya atılmıştır.
Mitler kabile, şehir veya millet gibi kültürel kurumları evrensel hakikatlere bağlayarak yetkilendirebilir (bunlara yetki verebilir).
Tüm kültürler kendi dinleri, kahramanları, tarihleri ve benzeri unsurlarına ilişkin anlatıları barındıran kendi mitlerini zamanla geliştirmişlerdir. Bu mitlerin barındırdıkları sembolik anlamların gücü uzun süreler boyunca canlı kalabilmelerinin (bazen binlerce yıl boyunca) ana sebeplerindendir.
Mitlerin bir toplamı, bütünü mitos olarak adlandırılır. Bunların (mitosların) bir toplamı, bütününe ise mitoi denir. Bunun önemli bir türü bir kültürün evrenin nasıl yaratıldığına ilişkin görüş ve inançlarını açıklayan ve tanımlayan yaratılış mitleridir.

ANLAMA VE YORUMLAMA
2. Etkinlik
a. Aşağıdaki destan dönemine ait temsilî resimleri inceleyiniz. Resimler hakkındaki düşüncelerinizi boş bırakılan yerlere yazılı olarak ifade ediniz.

Destanlar, ulusların, özellikle tarih yazımının henüz yaşam bulmadığı dönemlerine ışık tutmaları bakımından önemlidirler. Ayrıca, ulusların tarih sahnesine çıkışlarını, komşularıyla olan ilişkilerini ve kendi kültür dokularını var eden değerleri anlamak bakımından da önemli kaynaklardır. Bu resimler, destan döneminde hâkim olan zihniyeti ortaya koymaktadır. Destan döneminde kahramanlık önemli bir öge olduğu için genel olarak bu resimlerde savaş ve savaşta kullanılan ya da gücü temsil eden varlıklar sıra dışı olarak resmedilmiştir.
b. "Destan dönemi ifadesiyle destanların ortaya çıktıkları zaman dilimi kastedilir." Okuduğu¬nuz destandan da faydalanarak destan dönemindeki zihniyet ve beğeninin özelliklerini sözlü ola¬rak ifade ediniz.
Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınla¬tır, düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, ta¬rihi olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar. Des¬tanlar halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarih¬lerdir. Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülük¬lerle anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en önemli kaynaklardır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatları¬nı; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.

3. ETKİNLİK
"Destan dönemi ve mit" sözcüklerini aşağıdaki açıklamalara uygun olarak kutucuklara yer¬leştiriniz
Yazılı edebiyat ürünlerinin olmadığı dönem. SÖZLÜ DÖNEM
Tarih öncesine dayanan efsane. MİT
Tarih öncesi çağlarda tanrı veya yüceltilmiş insanlar hakkın¬da zamanla inanış hâline gelen efsane. MİT
Milletlerin tarih öncesi maceralarının anlatıldığı devir. SÖZLÜ DÖNEM
4. Etkinlik
a. İki gruba ayrılınız.
b. Farklı kavim ve milletlerde destan döneminin yaşanıp yaşanmadığını belirtiniz ve bu konu-
da birer yazı hazırlayınız. Sonuçları sınıfta okuyunuz.
İRAN MİTOLOJİSİ
İran mitolojisi, İran platosu ve onun sınır bölgeleri ile Karadeniz'den Hoten'e kadar uzanan Orta Asya bölgelerinde yaşamış ve birbirleriyle kültürel ve dilsel olarak ilişkili olan eski halkların inanç ve ibadet uygulamalarının bütününe verilen isimdir. Yaklaşık bin yıl önce Firdevsi tarafından kaleme alınmış Şahname İran mitolojisinin derlemesi konumundadır.

İran mitolojisindeki karakterler güçlü bir biçimde ikiye ayrılmıştır: iyi olanlar ve kötü olanlar. Bu ikici iyi-kötü anlayışı İran mitolojisindeki hikâye, figür ve çeşitli motiflere de yansır.
İran mitoloji ve destanlarındaki en ünlü karakter Rüstem'dir. Bir başka ünlü figür de despotizmin sembolü olan Zahhak'tır. Zahhak sonunda Demirci Kaveh tarafından yenilgiye uğratılır. Zahhak ile ilgili ilginç ve bilgi verici bir nokta da Zahhak'ın omuzlarından çıkan ve onu koruyan iki engerek yılanıdır. Zira yılan çoğu Doğu mitolojisi gibi İran mitolojisinde de kötülüğün sembolüdür. İran mitolojisinde birçok farklı hayvan bulunur, bir kısmı iyiliği bir kısmı ise kötülüğü sembolize eder. İyiliği sembolize eden ve hiç kuşkusuz İran mitoloji ve destanlarında büyük önem atfedilen hayvan kuştur. Bu kuşların en ünlüleri, büyük, bilge ve güzel olan Simurg ve kraliyet kuşu olan Huma'dır.

ÇİN MİTOLOJİSi

Çin mitolojisine göre başlangıçta evren bir yumurtanın içindeydi. Evrende ilkin sonsuz ve sessiz bir hiçlik varmış. Her yer karanlıklar içindeyken ilk olarak Pengu (Pan Ku) oluştu. Pengu yumurtanın kabuğunu kırarak dünyayı on sekiz bin yılda düzene soktu. Yumurtanın üst kısmı yükselip gökyüzünü Yang'ı meydana getirdi. Alt kısmı ise çökerek yeri Yin'i oluşturdu. Yin dişi, Yang ise erkekti. Birbirlerini tamamladılar. Bu iki gücün birleşimi dev bir yaratıcılık etkisi doğurmuş ve sonuçta dünyanın ve varlıkların temelini oluşturmuştur. Bu ikiliğin her parçası birbirine geçmekte, birbirini koşullandırmakta, ayrı olamamakta, böylece karşıtlar arasındaki birlik ve savaş oluşmaktadır. Yin ve Yang enerjileri sürekli birlikte dans ederler. Ve böylece kozmik dengenin uyumunu yaratırlar. Yin, soğuk, karanlık ve atıldır. Yang, sıcak, aydınlık ve hayat doludur. Bu ikili sonradan Feng shui'yu, hayat enerjisinin akışını anlatan yaşama sanatını ortaya çıkarmıştır.

Çin geleneklerine ve inanışlarına göre yaşamın sürmesini sağlayan; "Yin - Yang" olarak adlandırılan iki evrensel güç ve bu iki gücün etkileşiminin dengede tutulabilmesi prensibidir. Evrendeki bu iki karşıt gücün varlığı, varoluşun ayrılmaz iki kutbudur ve bu iki kutup sayesinde "Denge" sağlanabilmektedir. İnsanların vücudunda da bulunan bu iki karşıt gücün dengesi bozulduğu zaman, hastalıklar oluşmaktadır. Çin simgeleri arasında başı çeken Yin -Yang'da ortada beyaz ve siyah daireler bulunur. İç içe olmaları bu ikiliğin doğada olduğuna işaret eder ki aynı zamanda eril olanın dişili, dişil olanın erili içinde barındırdığına da dikkatimizi çeker.

Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. Öldükten sonra sol gözünden güneş, sağ gözünden ay, kanından denizler, saçlarından ormanlar, gövdesinden yeryüzü, son soluğundan da rüzgârlar meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedeninde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur.
Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine Tanrıça Nü-kua, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.
Yapısal birlik, evrensel cevher Çi aracıyla gerçekleşmektedir. Çi, bir enerji, "yaşam enerjisi" olarak izah edilebilir. Ve Çi'yi tek bir tanımla anlatmak mümkün değildir. Çin Tıp anlayışına göre, tüm evrene yayılmış Çi adlı bir enerji denizinin içinde yaşıyoruz. Çi, tüm canlılığın ölçüsü. Bir insanın Çi enerjisi üç yoldan sağlanıyor; doğum sırasında, soluduğumuz hava ile, yediğimiz ve içtiğimiz besinlerle.
Çin mitolojisinde Ejderlere büyük önem ve yer verilmiştir. Mitolojiye göre Long adı verilen ejderlerin beş türü mevcuttu: Tanrı’ların evlerini koruyan kutsal ejderhalar; rüzgâr ve yağmuru yöneten, aynı zamanda su baskınlarına neden olan ejder ruhlar; denizlerin ve okyanusların derinliklerini temizleyen doğa ejderleri; defineleri koruyan ejderler; ve beş penceli imparator ejderhalar. Taoizmde ejderler yang ilkeleri taşırlar ve sık sık su yada bulutlarla çevrilmiş olarak resmedilirler. Çin mitolojisinde Long-wang'lar, yani Ejderha Krallar, Taoizmde mistik yaratıklar olarak yerlerini almışlar. Yuan-shi tian-zong tarafından yönetilirler ve yılda bir kere ona raporlarını sunarlar. Cenaze törenleri ve yağmurlar üzerinde yargılama yetkisine sahiptirler. Eğer soylarından gelenlerin cenaze törenlerinde talihsizliklerine neden olacak kadar hata yapılırsa, Ejder Krallar dua etmeye başlarlar. Aynı zamanda kuraklık ve kıtlık devrinde onlar yağmur yağdırırlar

YUNAN MİTOLOJİSİ

Yunan mitolojisi, Yunan Tanrı’ları, Tanrıçaları ve kahramanları hakkındaki hikâyelerden oluşan sözlü edebiyatla yaratılmış ve yaygınlaşmış bir mitolojidir. Günümüzde bu mitoloji hakkındaki bilgilerimizi bu sözlü edebiyatın yazılı hallerinden alıyoruz.
Genel olarak Yunan mitolojisi Yakın Doğu'daki diğer uygarlıkların mitolojilerinden fazlasıyla etkilenmiştir. Kendisi de daha sonraki Roma mitolojisini fazlasıyla etkilemiştir. Yunan mitolojisindeki efsanelerde çoğu eski Yunan Tanrı’ları insan şeklindedir. Sfenks gibi bazı istisnalar da zaten Yakın Doğu ya da Anadolu kaynaklı karakterlerdir. Yunan Tanrı’larının yaratılış hikâyeleri olabilir; ama onlar yaşlanmazlar. Tanrı’lar nerdeyse tüm hastalıklara dirençlidir. Ancak bir o kadar da narinlerdir. Bir savaşta bağırış çağırış savaşırlar, bir yara alınca hemen yardım ister, uçar, kaçarlar. Hekim Tanrı’nın yaralarına merhem sürmesiyle iyileşiverir, gene aslan gibi kükrerler. Ayrıca görünmez olabilir, uzak mesafeleri çok kısa zamanda seyahat edebilir, bir insan topluluğu içinde sadece birine görünüp konuşabilirler. Her Tanrı’nın ayrı bir görünüşü, kişiliği, ilgi ve uzmanlık alanı vardır. Bu özellikler yöresel olarak da değişmektedir.
Yunan Mitolojisi 12 Tanrı’yı esas almıştır. Özel seçilmiş 12 Tanrı’ (ki bu 12 Tanrı, 6 kadın ve 6 erkekten oluşur) Olimpos Dağı'nda otururlar, dünyayı ordan izleyip idare ederler. Bu 12 sayısı hiç bozulmaz, bir Tanrı eklenirse bir başkası bu listeden çıkar. Şimşeklerin efendisi Zeus nice savaşlar vererek yönetimi babası Kronos ve onun yardakçıları titanların elinden almış, 3 erkek kardeşiyle dünyayı bölüşmüştür. Çekilen kuraya göre gökyüzü Zeus'a, denizler Poseidon'a, yeraltı da Hades'e düşer. Herkes görev dağılımından sonra Olimpos'a çıkar ve dünyayı yönetmeye başlarlar.
c. Sınıfa getirdiğiniz farklı uygarlıklara ait destanlardan birkaçını okuyunuz. Bu destanlarla
inceleme metninde okuduğunuz destanı karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

DEĞERLENDİRME
a. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise "D", yanlış ise "Y" yazınız.
(D ) Farklı milletlerde ve kavimlerde destan dönemi yaşanmıştır.
(D ) Destanlar tarihin henüz yazıya geçiril¬mediği döneme aittir.
(D ) Destan dönemine ait bir edebî eseri anlamak için dönemin zihniyet özellik¬lerini bilmek gerekir.
2. Aşağıdaki cümlelerden hangisi mitlerin ortaya çıkışını tam olarak ifade eder?
A) Mitler yaşanmış olaylardan doğar.
B) İnsanlar hayal kurma eğilimindedir.
C) Tarihteki büyük kahramanlıklar mitlere kaynaklık eder.
D) Milletlerin başına gelen büyük felaketler mitleri ortaya çıkarmıştır.
E) İnsanoğlu nedenini bulamadığı, etkisinde kaldığı bazı olayları olağanüstü güçlere bağlama eğilimindendir.

b. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce¬vaplayınız.
1. Aşağıdaki cümlelerden hangisi destan döneminin özelliklerinden biri değildir?
A) Mitolojik ögeler bu dönemde ortaya çık¬mıştır.
B) Olağanüstü olaylar ve kişiler vardır.
C) Bütün destanlar ortaya çıktıkları dönem¬de kaleme alınmışlardır.
D) Destanlar ait oldukları milletlerin özellik¬lerini taşır.
E) Edebî bir tür olan destanın temeli bu dönemde atılmıştır.
c. Aşağıdaki boş bırakılan yeri uygun sözcükle doldurunuz.
Destan döneminde SIRADIŞILIĞA-OLAĞANÜSTÜLÜĞE-MİTOLOJİYE özgü özellikler hayata hâkimdir.

SAYFA 25-27 ARASI CEVAPLARI
2.ÜNİTE
2. SÖZLÜ EDEBİYAT

HAZIRLIK

1.Yazı olmasaydı duygu ve düşüncelerinizi nasıl ifade ederdiniz? Tartışınız. Sonuçları madde¬ler hâlinde tahtaya yazınız.

Yazı olmasaydı duygu ve düşüncelerimizi konuşarak ya da çizerek ifade ederdik. Söz yazıya dökülmeyince kalıcı olmaz. Bu nedenle yazı olmasaydı geçmişimize yabancı kalırdık. Medeniyet kuramazdık. Teknolojik gelişmeler yaşayamazdık. Resim ise sınırlı sayıdaki duygularımızı ifade eder. Bu yüzden yazı duygu ve düşüncelerimizin kalıplaşmış halidir.

2.Türk toplumunda sözlü edebiyat hangi dönemde başlamış olabilir? Sözlü edebiyatın başladığı dönemde Türklerin yaşam biçimini belirleyen en önemli unsurlar nelerdir? Araştırınız. Sonuçları sınıfta belirtiniz.

Türk toplumunda sözlü edebiyat ilk insanla birlikte başlamıştır. Çünkü Türk anaları çocuklarını büyütürken uyaklı, ölçülü ninniler söylemiştir, babalar çocuklarına destanlar anlatmıştır. Bu yüzden ilk Türk ailesi ile birlikte sözlü edebiyat başlamıştır. Biz bugün sözlü edebiyatı ilk yazılı metinlerimin yazıldığı 8.yüzyıla kadar getiriyoruz.
Bu dönemde Türklerin yaşam biçimlerini belirleyen en önemli unsurlar: avcılık, ata bilicilik, savaş ve yerleşik hayat olmadığı için göçtür.
İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay onlara önce Tanrı’yı düşündürdü: Gök gürlemesi Tanrı’nın hiddetiydi. Yıldırımlar, kasırgalar, susuzluklar Tanrı’nın insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa ola¬yını korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi.
Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar.
Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş güzelliği de kattı. Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendikleri için halk dilinde uzun süre yaşayabildi.
Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir.
Her ulusun ilk edebî ürünleri, sahip oldukları destanlarıdır. Bu nedenle destanlar uluslar için önemli türlerdir.

3.Mitolojik dönemlere ait resimler bulunuz ve bunları sınıfa getiriniz.

1.İki gruba ayrılınız. Birinci grup; mitolojiyi, mitolojik ögeleri ve bunların oluşma nedenlerini; ikinci grup Türklerdeki mitolojik unsurlarla diğer uygarlıkların mitolojik unsurları arasındaki ben¬zerlik ve farklılıkları araştırsın.

İNCELEME

Ergenekon Destanı

Köktürk ilinde Oğuz Han soyundan İl Han Kağan oldu.
Türk illerinde Köktürk oku ötmeyen, Köktürk kolu yetmeyen yer yoktu. Bütün kavimler birleşerek Köktürklerden öç almaya yürüdüler. Düşman geldi, vuruş başladı. On gün vuruştular. Köktürkler üstün geldi.
Bir gün bütün illerin hanları ve beğleri av yerinde konuştular. Köktürklere hile yapmazsak, işimiz yaman olur, dediler. Tan ağarınca baskına uğramış çeri gibi, ağır yüklerini, kötü mallarını bırakıp kaçtılar. Türkler "Bunların vuruşma güçleri bitti, kaçıyorlar" deyip arkalarından varıp yetiştiler. Düşmanlar Köktürkleri görünce birden geri döndüler, vuruştular. Düşmanlar galip geldi.
(Köktürk Hanı) İl Han'ın oğulları çoktu. Savaşta hepsi öldü. Kayan adlı bir küçük oğlu vardı. O yıl evlendirmişti. İl Han'ın Tukuz adlı bir de yeğeni vardı. Bu ikisi bu yerdeki kişilerin ellene düşmüşlerdi. O gün olduktan sonra bir gece ikisi kadınlarıyla birlikte atlanıp kaçtılar. Yurda geldiler. Düşmandan kaçıp gelen dört maldan (deve, at, öküz, koyun) çok buldular.
Eğer ile varalım dersek, dört taraftaki illerin hepsi bize düşman. İyisi olur ki dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip (oturalım) deyip dağa doğru sürülerini sürüp gittiler.
(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)
Vardıkları yerde akan sular, çeşmeler, türlü otlar, meyveli ağaçlar, türlü türlü avlar vardı. O yeri görünce Tanrı'ya şükürler kıldılar. Hayvanlarının, kışın etini yediler, yazın sütünü içtiler, derisini giydiler.
O yere Ergenekon adını koydular. Burada bu ikisinin çocukları çoğaldı. (Kaya'nın çocukları Kayat, Turkuz'un çocuklarının bir kısmına Tukuzlar, bir kısmına Türülken dediler.)
Dört yüz yıl sonra Ergenekon'da kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar. Bu sebepten bir yere toplanıp oturup konuştular. Dediler ki atalarımızdan işittik. Ergenekon'un dışında geniş yerler, güzel yurtlar olurmuş. Bizim yurdumuz eskiden o yerlerde imiş... Dağların arasında yol izleyip bulalım. Göçüp çıkalım. Her kim bize dostum derse onunla görüşelim. Düşmanlarla güreşelim dediler.
Hepsi bu sözü beğenip çıkmaya yol izlediler, bulamadılar. (O zaman) bir demirci dedi ki "Burada bir demir madeni var. Yalın kata benziyor. Şunun demirini eritsek bir yol olurdu." Varıp o yeri gördüler. Bu sözü de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü, arka yanını, her yanını (böylece) doldurduktan sonra yetmiş deriden körük yapıp yetmiş yerde kur¬dular. (Ateşleyip) körüklediler.
Tanrı'nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. Yüklü deve çıka¬cak kadar yol oldu. O günü, orayı, o saati belleyip dışarı çıktılar. O günden beri Köktürkler'de âdet olmuştur. O günü bayram sayarlar. Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar. (Önce) Han, bunu kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra Beyler de öyle yapar, bu günü mukaddes bilirler.
Nihat Sami BANARLI Resimli Türk Edebiyatı Tarihi

1. Etkinlik
a. Sözlü edebiyat ürünlerinin toplumun ortak değerlerini yansıttığı düşüncesini dikkate alarak metindeki destan dönemi zihniyeti ve yaşam biçimi hakkındaki düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Destan döneminde insanlar demircilik uğraşıyorlar, avcılıkla yapıyorlar, ata biniyorlar. Kahramanlık göstermek bu dönemin en dikkat çekici unsurudur. Bütün bu sayılanlar destan dönemi zihniyeti ortaya çıkarıyor.
b. Hazırlık bölümünde yaptığınız araştırmaları sınıfta sununuz. Buna göre gruplar olarak mitolojik ögelerin oluşma nedenini, Türklerdeki mitolojik unsurlarla diğer uygarlıkların mitolojik unsurları arasındaki benzer ve farklılıkları tartışınız. Sonuçları grup sözcüleriniz aracılığıyla söyleyiniz.
Daha önceki konuda bu konu hakkında bilgi verildi.
c. Sözlü edebiyatla mitoloji arasında bir ilişki var mıdır? Sözlü edebiyat ne zaman oluşmaya başlamıştır? Tartışınız. Sonuçları defterinize yazınız.

ANLAMA VE YORUMLAMA
2. Etkinlik
"İnsanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla mücadelesinde düş yoluyla ortaya koyduğu eser, söylediği söz, takındığı tavır, mitolojik öğelerin oluşmasını sağla¬mıştır." Sınıfınıza getirdiğiniz mitolojik dönemlere ait resimleri ve incelediğiniz metni de dikkate alarak mitolojik ögelerin sözlü edebiyat döneminin sanatını ve dilini nasıl zenginleştirdiğini, bunun günümüze nasıl yansıdığını tartışınız. Sonuçları defterinize yazınız.
Bu resimlere baktığımızda destan metinlerinde anlatılan olağanüstülükleri bu resimlerde de görmekteyiz. Resimler sıra dışı ve doğaüstü güçlerle süslenmiştir.

3. Etkinlik
"Sözlü edebiyat, mitoloji" sözcüklerini aşağıdaki açıklamalara uygun olarak kutucuklara yer¬leştiriniz.
Başlangıçta bir sanatçı tarafından oluşturulmakla beraber ağızdan ağza yayılarak gelişir. SÖZLÜ EDEBİYAT
Doğrudan doğruya söz hâlinde meydana gelir. SÖZLÜ EDEBİYAT
Tarih öncesine dayanan efsaneleri inceler. MİTOLOJİ
Yazının olmadığı dönemde oluşan ve yazılı edebiyata kaynaklık eden edebiyattır. SÖZLÜ EDEBİYAT
Mitleri inceleyen bilimdir. MİTOLOJİ

4. Etkinlik
"Ürünlerde tabiat, kahramanlık, savaş, yurt sevgisi, ahlak, dinî inanışlar gibi konular ele alınmıştır. Şiirlerde eski Türklerin yaşayış, inanış, gelenek ve göreneklerinin yansıması görülür. Sözlü gelenek ve kültür hâkimdir."
Sözlü edebiyat ürünleri toplumun ortak değerlerini yansıtır mı? Bir insan topluluğunda birey¬leri birbirine bağlayan değerler sizce nedir? Metinlerden ve yukarıdaki açıklamalardan faydala¬narak belirtiniz.
Sözlü edebiyat ürünleri toplumun ortak değerlerini yansıtır. Çünkü destanı toplum oluşturur. Bunu oluştururken destana kendinde olanı ekler. Bir insan topluluğunda bireyleri birbirine bağlayan değerler: kültür, gelenek, din, dil… gibi unsurlardır.

DEGERLENDIRME
a. Aşağıda Türk, Yunan ve Çin destanlarıyla ilgili mitler verilmiştir. Bu mitlerin hangi ulusa ait olduğunu destanların karşısına yazınız.
Bozkurt: TÜRK Gök Kartal : TÜRK
Athena : YUNAN Zeus : YUNAN
Ejderha: ÇİN Demir : TÜRK

b. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce¬vaplayınız.
1. Aşağıdaki yargılardan hangisi sözlü ede¬biyat ürünlerinin özelliklerinden biri değil¬dir?
A) Sözlü edebiyat ürünleri ortaya çıktıkları dönemde yazıya geçirilmişlerdir.
B) Sözlü edebiyat mitolojik dönemde oluş¬maya başlamıştır.
C) Sözlü edebiyat ürünleri dönemin yaşama biçimini yansıtır.
D) Farklı kültürlerin sözlü edebiyat ürünleri¬ne etkisi daha azdır.
E) Sözlü edebiyat ürünleri toplumun ortak
değerlerini yansıtır.
2. I. Bozkurt
II. Ağaç
III.Işık
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Türklere ait mitolojik ögedir?
A) Yalnız I B) I ve II C) I ve III D) II ve III E) I, II ve III
c. Aşağıdaki boş bırakılan yeri uygun sözcükle doldurunuz.
Ortak değerler bir insan topluluğundaki BİREYLERİ birbirine bağlar.

SAYFA 28-33 ARASI CEVAPLARI
a- Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)
HAZIRLIK
1. Eski Türklerdeki ozan, şaman, kam, baksı hakkında araştırma yapınız. Sonuçları sınıfa sununuz.
Eski Türklerde kam, oyun, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik usta¬lıkları gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle engellemeye çalışır, hastaları iyileştirme görevi de üstlenirlerdi.

2. Günümüz şairleri ve ozanları toplum üzerinde ne kadar etkilidir? Düşüncelerinizi sınıfta sözlü olarak ifade ediniz.
Şairler toplumun duygularını dile getirdikleri için toplum üzerinde etkileri vardır. İnsan kendi duyguları dile getiren şairleri sahiplenir. Onun düşüncelerine önem verir. O şair yaptığını yapmaya çalışır. Bu nedenlerle şairler ve ozanların toplum üzerinde etkisi vardır, diyebiliriz.

1. metin

1.ETKİNLİK

Alp Er Tunga sagusunun temasını bulunuz ve tema hakkındaki düşüncelerinizi açıklayınız. Şiirin size hissettirdiğini aşağıdaki bölüme yazınız.

Alp Er Tunga sagusunun teması ölümdür. Ölüm teması insanları hüzünlendirir. Hele bu ölen çok sevilen bir insansa ülkenin genelinde bir hüzün hakim olur. Saguda ise halk tarafından çok sevilen bir kişi olan Alp Er Tunga’nın ölümü üzerine halkın içinde bulunduğu durum tasvir edilmiş, ülkenin her tarafında bir yasın olduğu vurgulanmıştır. Çok sevilen bir kişilik olunca da hüznün boyutu artmıştır. Saguyu okuyunca bu hüznü bugün biz de hissediyoruz. Çünkü bir insanın ölümü -bu insan kim olursa olsun- insan olanı hüzünlendirir.

2.ETKİNLİK

Sagunun ahenk unsurlarını yazınız.



SAGUNUN KAFİYE VE REDİFLERİYLE İLGİLİ ÇOK DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ
SAGU
Kafiye<>
1.Dörtlükte “l”ler yarım kafiye, 2. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye, 3. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye, 4. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye, 5. Dörtlükte “v”ler yarım kafiye, 6. Dörtlükte “n”ler yarım kafiyedir.<>
Redif 1.Dörtlükte “di mü”ler redif, 2. Dörtlükte “gurup”lar redif, 3. Dörtlükte “leyü”ler redif, 4. Dörtlükte “tedi”ler redif, 5. Dörtlükte “redi”ler redif, 6. Dörtlükte “çıdı”lar redif.
Söyleyiş Şiir dörtlüklerle söylenmiştir.
Ritim
Şiirde ritim 4+3 durakla ve hece ölçüsüyle sağlanmıştır.

3. Etkinlik

Şiirdeki deyimleri ve söz sanatlarını bularak birer cümlede kullanınız. Söz sanatlarının şiire katkısını belirtiniz.

Deyimler: öç almak, beti benzi sararmak, yaka yırtmak, feryat etmek, için için yanmak…

Söz sanatları: “Alp Er Tunga Öldi mü” istifham, “ödlek öçin aldı mu” teşhis, “emdi yürek yırtılır” mübalağa, “kürküm angar türtülür” teşbih, “ulşıp eren börleyü” teşbih, “sırkıp üni yurlayu” teşbih, “könglüm için örtedi” mübalağa, “tün kün keçip irtelür” tezat, “ödlek kamug köfredi” teşhis, “ajun anı yançıdı” istiare…

3.Metin

4. Etkinlik

Yukarıdaki koşukların temasını bulunuz ve tema hakkındaki düşüncelerinizi açıklayınız. Şiirlerin size hissettirdiğini aşağıdaki bölüme yazınız.

1. koşuk: Kahramanlık teması

2. koşuk: Sevgiliye duyulan aşk teması

3. koşuk: tabiat teması

4. koşuk: Yiğitlik teması işlenmiştir.

Koşuklarda işlenilen temalar göz önüne alındığında, koşuklar bir kahramanlık ya da sevinç anında söylenen şiirler olarak karşımıza çıkmaktalar. Bu şiirleri okuyunca insanın içinde genel olarak bir sevinç ve cesaret duyguları uyanmaktadır.

5. Etkinlik

Koşukların ahenk unsurlarını yazınız.



KOŞUKLAR
Kafiye 1.Dörtlükte “r”ler yarım kafiye, 2. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye, 3. Dörtlükte “z”ler yarım kafiye, 4. Dörtlükte “g”ler yarım kafiye
Redif 1.Dörtlükte “uldı”lar redif, 2. Dörtlükte “tadım”lar redif, 3. Dörtlükte “ildi”ler redif, 4. Dörtlükte “radım”lar redif
Söyleyiş Kuşuklar dörtlüklerle ve sade bir dille söylenmiştir.
Ritim Kuşuklarda ritim 4+3 durak ile ve hece ölçüsüyle sağlanmıştır.

6. Etkinlik

Şiirdeki deyimleri ve söz sanatlarını bularak birer cümlede kullanınız. Bu sanatların şiire ne gibi katkıları vardır?

Deyimler: yarasını deşmek…

Söz Sanatları: “süsi otun oruldı” teşbih, “Kançuk kaçar ol tutar” istifham, “yağmur kipi kan saçar” teşbih, “öküş yatıp üzüldi” teşhis, “aslanlayu kökredim” teşbih, “emdi beni kim tutar” istifham…

ANLAMA VE YORUMLAMA

7. Etkinlik

İncelediğiniz sagu ve koşuk metnini, aşağıdaki tabloda verilen özelliklere göre karşılaştırınız.



SAGU KOŞUK
Ritim Hece ve 4+3 durak ile sağlanmış. Hece ve 4+3 durak ile sağlanmış.
Söyleyiş Dörtlüklerle ve sade bir dil kullanılmış. Dörtlüklerle ve sade bir dil kullanılmış.
Ses Öldi mü> öldü mü, öçin> öcün gibi ses değişimleri var. Kuruldı>kuruldu, çeçek>çiçek gibi ses değişimleri var.



8. Etkinlik

İki gruba ayrılınız. Birinci grup olarak sagudan, ikinci grup olarak da koşuklardan hareketle dönemin yaşayış, inanış, gelenek ve görenekleriyle ilgili çıkarımlarda bulununuz ve bunları karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

Göçebe bir hayat yaşam var.

İnsanlar tek tanrılı bir dine inanıyor.

Avcılıkla geçimlerini sağlıyorlar.

Savaşta gösterilen başarıları kutluyorlar.

Baharın gelmesini sevinçle karşılıyorlar.

9. Etkinlik

Araştırmalarınızdan da faydalanarak eski Türklerde şairlerin görev ve işlevlerini açıklayınız.

ESKİ TÜRKLERDE ŞAİRLERİN (KAM, BAKSI, OZAN, ŞAMAN) GÖREVLERİ

Şaman dininin ayin ve törenlerini yapan, ruhlarla insanlar arasında aracılık eden kişiye Şaman denir. Şaman sözcüğü Türkçe kökenli değildir. Türkler Şaman yerine kam sözcüğünü kullanırlardı. Avrupa'da 18. yüzyılda kabul edilen Şaman sözcüğü, Rusların, Kuzey Sibirya'da Tunguzlardan öğrendiği bir sözcüktür. Aslında bu sözcüğün kökeni hâlâ tartışmalıdır. Bazı bilim adamları sözcüğün Pali dilinde bulunan "şamna" olduğunu, Sanskritçe'de bulunan "çramana" ile aynı kökten geldiğini ileri sürüyorlardı. Bazıları da bu sözcüğün Mançuca olduğunu, "zıplayan, dans eden" anlamına geldiği görüşündeler. Bir başka teori de Şaman sözcüğünün Buda inanışına ait bir sözcük olduğudur. Firdevsi'nin Şehnâme'sinde geçen "Semen" (Buda rahibi) sözcüğü dolayısıyla Şaman sözcüğünün Hindistan kökenli olduğu söyleniR.
Kasgârlı Mahmut'tan öğrendiğimize göre kamlar, Müslüman Türkler zamanında da unutulmuş değil. Divan-i Lugat-it Türk'te "Kamlar kamik arvisti: kamlar (ayin sırasında) anlaşılmayan bir takım sözler söyledi." gibi cümlelere rastlanmaktadır. Benzer biçimde Balasagunlu Yusuf Has Hacib, "Kutadgu Bilig" adlı eserinde kamlarla hekimleri (otacıları) bir tutmuş, ikisini de insanlar için yararlı işler yapan kişiler olarak göstermişti. Bir yerde şöyle der: "Kerek tut otaçi, kerek kam, öligligke her giz asig kilmaz em. (Gerek hekim tut, gerekse kam, eceli gelene ilaç fayda etmez.)

Şaman (kam), Tanrı’lar ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapma gücüne sahip olan kişidir. İnsan, ufak tefek ruhlara, aileyi koruyan ateş ve iyi yer-su ruhlarına bizzat kurbanlar ve saçılar sunabilirse de, kuvvetli, hele kötü ruhlara doğrudan başvuramaz. Kötü ruhlar insanların en büyük düşmanlarıdır. İnsanlara ve hayvan sürülerine hastalık göndermek suretiyle kurban isterler. Bunların istediklerini yerine getirmek gerekir. İnsanlar onların ne istediklerini bilmezler. Ne istediklerini ancak gücünü göklerden ve atalarının ruhlarından alan Şamanlar bilir.
Şamanlık bilgisi öğrenmekle elde edilemez. Şaman olmak için belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir. Kimse Şaman olmayı istemez, ancak geçmiş ataların ruhundan biri, Şaman olacak torununa musallat olur; onu Şaman olmaya zorlar. Bu hale Altaylılar "töz basıp yat" (ruh basıyor) derler. Ata ruhu musallat olan adam Şamanlığı kabul etmezse deli olur.
Eski Türklerde kam, kaman, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik usta¬lıkları gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle engellemeye çalışır, hastaları iyileştirme görevi de üstlenirlerdi.

10. Etkinlik
Sizce destan döneminde duygular daha çok nesirle mi yoksa şiirle mi dile getirilmiştir? Niçin? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Destan döneminde duygular daha çok şiirle dile getirilmiştir. Çünkü şiir duyguları daha iyi yansıtır ve aynı zamanda şiirin ezberlenip akılda kalması daha kolaydır.
DEĞERLENDİRME

a. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise "D", yanlış ise "Y" yazınız.

( Y ) Koşuk ve sagu İslami Dönem Türk Edebiyatı ürünüdür.

( Y ) Koşuğun halk edebiyatındaki karşılığı ağıttır.

( Y) Sagu ve koşukları söyleyen şairler bellidir.

b. Aşağıdaki boş bırakılan yerleri uygun sözcükle doldurunuz.

Sagunun divan edebiyatındaki karşılığı MERSİYE

Koşukların nazım birimi DÖRTLÜK

Destan döneminde MİTOLOJİK ögeler hâkimdir.

c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce¬vaplayınız.

1. Aşağıdakilerden hangisi İslamiyet öncesi Türklerde şairlerin adlarından biri değildir?

A) Şaman B) Baksı C) Ozan D) Korkut E) Kam

2. "Eski Türk edebiyatında, sevilen bir kişinin ölümünden duyulan acıları anlatmak için söylenen şiir."

Yukarıdaki tanım aşağıdakilerden hangi¬sinin karşılığıdır?

A) Sav B) Ağıt C) Sagu D) Türkü D) Sav

3. Koşukta aşağıdaki konulardan hangisi işlenemez?

A) Sevgiliye duyulan aşk

B) Gurbet

C) Yiğitlik

D) Tabiat

E) Ölüm
4. Destan döneminin ve destanların önemi aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?

A) "Koşuk" ve "sagu"larda işlenen temaların belirlenmesi

B) Türklerin İslam öncesi yaşamına ve tari¬hine kaynak teşkil etmesi

C) Türklerin hangi savaşlara girip çıktığı hakkında kesin bilgi verilmesi

D) Türklerle ilgili hayalden arındırılmış ger¬çek bilgilerin verilmesi

E) Türklerin nüfusunun ve kurdukları devletlerin sağlıklı bir şekilde tespit edilmesi

5. Aşağıdaki dizilerden hangisinde Türk mi¬tolojisindeki ögeler birlikte verilmiştir?

A) Bozkurt - ışık - kadın - at - kalem

B) Ev - kadın - at - dağ - kağnı

C) At - kadın - ışık - bozkurt - ağaç

D) Ok - at - gemi - bozkurt - kadın

E) Ağaç - kadın - çadır - ışık - yol

ZAMBAK 10.SINIF EDEBİYAT(34-40.SAYFA CEVAPLARI)
b- Olay Çevresinde Oluşan Metinler (Destan)
HAZIRLIK
1. Olağanüstü ögeler içeren bir film izlediniz mi? Filmde olaylar nasıl anlatılmıştır? Açıklayınız.
2. Sınıfa çeşitli roman ve hikâye kitapları getiriniz.
3. Türk destanları hakkında bilgi toplayınız.
Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.
TÜRK DESTANLARI
Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde "destan" terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevîlerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli üslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebep açıklayan ve Batı Edebiyatında "epope" terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde "destan" adı ile anılmaktadır.
Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikâyeleridir.
Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihî olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla birleştirilerek tarihi gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü, hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır.
Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaşçılık yanında verdiği sözde durma , acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma, yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve kabullerdir.
Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır.
İlk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadır.
Diğer Türk destanları çeşitli kaynaklarda özet, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde bulunmaktadır. Türk tarihine ana hatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni toprakları yurt edinerek gelişmiştir. İlk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman terk edilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya'dan itibaren dünya coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk toplulukta ve çeşitli devletlerin idaresinde azınlık halinde yaşamaktadır.
Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak çeşitlenmiş farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeple Türk destanları da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dairelerine paralel olarak çeşitlenmiştir.
4. Doğal destan ve yapma destan kavramlarını araştırınız.
Doğal Destan: Yazarı belli olmayan, halkın meydana getirdiği destanlardır. Bunlar daha sonra bir şair tarafından yazıya geçirilmişlerdir.
Yapay Destanlar: Bu destanları oluşturanlar bellidir. Bir şair tarafından doğal destana benzetilerek yazılır. Şair kendi milletinin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini de katarak destanlaştırır. Bu şekle yapay destan denir.
5.Türk destanları dışında başka milletlerin destanları da var mıdır? Araştırınız.
Sümer Destanı Gılmamış
Yunan Destanları İlyada ve Odissea
İran Destanı Şehnâme
Fin Destanı Kalevala
Hint Destanı Mahabharata ve Ramayana
Alman Destanı Nibelungen
İngiliz Destanı Boewulf
Rus Destanı İgor
İspanyol Destanı Le Cid
Fransız Destanı Chansen de Röland
Japon Destanı Şinto


1.ETKİNLİK

a. Oğuz Kağan Destanı'nın olay örgüsünü ve özelliklerini, mekânını ve zamanını aşağıya yazınız.

Oğuz Kağan’ın doğumu

Oğuz Kağan’ın büyümesi

Oğuz Kağan’ın gergedanı öldürmesi

Oğuz Kağan’ın evlenmesi

Oğuz Kağan’ın çocuklarının olması

Oğuz Kağan’ın beyleri bir araya toplaması

Oğuz Kağan’ın rüya görmesi

Oğuz Kağan’ın çocuklarını doğuya ve batıya göndermesi

Oğuz Kağan’ın ülkeyi çocuklarına paylaştırması

Mekân

Mekan olarak Orman ismi geçmektedir.

Zaman

Zaman olarak “bu çağ” kavramı geçmektedir. Belli bir tarih ve dönem adı geçmemektedir. Sadece zamanı ifade eden sabah olunca, sabah, biraz sonra gibi zaman ifade eden kavramlar geçmektedir.

b. Zaman ne şekilde anlatılmıştır? Örnek vererek açıklayınız.

Metindeki olaylar ve zaman çok hızlı geçmektedir. Zamanın hızlı geçmesi destanların önemli özelliklerinden biridir.

Geldi ana göğsüne, aldı emdi sütünü,

İstemedi bir daha, içmek kendi sütünü

Pişmemiş etler ister, aş, yemek ister oldu!

Ansızın dile geldi, söyler, konuşur oldu!

Kırk gün geçtikten sonra, yürür oynaşır oldu!

c. Mekân nasıl anlatılmıştır? Bu mekânın destandaki işlevi nedir? Belirtiniz.

Metinde belli mekân tasviri yapılmamış. Orman ismi zikredilmiştir. Gün doğusu ve gün Batısı isimleri yer ismi olarak kullanılmıştır.

Bu çağda! Bu yerde!

Bir büyük orman vardı, Oğuz yurdundan içre,

Ne nehir, ne ırmaklar akardı bu orman içre.

Ne çok av hayvanları, ormanda yaşar idi,

Ne çok av kuşları da üstünde uçar idi!

Ormanda yaşar idi, çok büyük bir gergedan,.

Sabah olunca gördü, kendinden büyükleri,

Çağırtarak getirtti, kendinden küçükleri.

"Gün, Ay ve Yıldız sizler, gidin gün doğusuna,

Gök, Dağ ve Deniz siz de gidin gün batısına!

Mekânlar destanın içeriğine uygun olarak seçilmiştir.

2. Etkinlik

a. İncelediğiniz metinden hareketle destanların nasıl oluştuğunu açıklayınız.

Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.

Destan üç dönemde oluşur:

1-Oluş Dönemi:

Destanın meydana gelmesi için halkın hayalinde derin iz bırakmış bir olay ve bu olayları yaratan kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliğe uğrar, olağanüstü özellikler kazanır. Bu bölüm destanın oluş kısmıdır.

2-Yayılma Dönemi:
Olağanüstü özellikler kazan destan konusu halk tarafından ağızdan ağıza, nesilden nesile geleceğe taşınır.
3-Derleme-Toplama Dönemi:

Oluşum ve yayılma safhasını geçen destan artık oluşmuştur. Büyük bir şair, halk arasında anlatılan destan olaylarını toplar, bir araya getir ve bunu sıraya koyarak nazma döker. Böylece millî bir destan ortaya çıkar.

b. Araştırmalarınızdan da faydalanarak doğal destan ile yapma destanı açıklayınız. İncelediğiniz metin hangi gruba girmektedir? Niçin?

Destan Çeşitleri:

Doğal Destan: Yazarı belli olmayan, halkın meydana getirdiği destanlardır. Bunlar daha sonra bir şair tarafından yazıya geçirilmişlerdir.

Yapay Destanlar: Bu destanları oluşturanlar bellidir. Bir şair tarafından doğal destana benzetilerek yazılır. Şair kendi milletinin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini de katarak destanlaştırır. Bu şekle yapay destan denir.

Doğal Destanların özellikleri:

 Manzum hikâyelerdir.

 Destanlarda olağanüstü olaylar ve olağanüstü özellikte kahramanlar vardır.

 Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir.

 Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır.

 Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.

 Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.

Oğuz Kağan destanı doğal destan grubuna girmektedir.

c. Araştırmalarınızdan yola çıkarak Türk destanlarını gruplandırınız. Bu yapılırken tarihî olaylar, sosyal hayat ve olağanüstü ögeler dikkate alınmalı mıdır? Sözlü olarak ifade ediniz.



İlk Türk Destanları

1. Altay - Yakut

Yaratılış destanı

2.Sakalar Dönemi

a.Alp Er Tunga Destanı

b.Şu Destanı

3.Hun Dönemi

Oğuz Kağan Destanı

Atilla Destanı

4.Gök Türk Dönemi

a.Bozkurt Destanı

b.Ergenekon Destanı

5.Uygur Dönemi

a. Türeyiş destanı

b. Göç Destanı

İslamiyet'in Kabulünden Sonraki

1.Karahanlı Dönemi

Satuk Buğra Han Destanı

2.Kazak-Kırgız Kültür Dairesi

Manas destanı

3.Türk-Moğol Kültür Dairesi

Cengiznâme

4.Tatar-Kırım

Timur ve Edige Destanları

5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri

a. Seyid Battal Gazi Destanı

b. Danişmend Gazi Destanı

c. Köroğlu Destanı

d. Türk destanlarını birbiriyle ve diğer kültürlerin destanlarıyla tema ve kişiler bakımından
karşılaştırınız. Bunların benzer ve farklı yönlerini belirtiniz.

Destanlar genel olarak kahramanlık teması üzerine kurulur. Bu yönden diğer milletlerle tema yününden Türk destanlarının benzer yönü vardır. Türk destanlarındaki kişiler diğer milletlerin destanlarındaki kişiler kadar sırada dışı değildir. Türk destanlarındaki kişiler insan vasıflarına daha yakındır. Diğer milletlerdeki destan kahramanlarının çoğu hayvan-insan karşımı olarak karşımıza çıkmaktadır.

3. Etkinlik
Oğuz Kağan Destanı'nda geçen olağanüstü ögeleri aşağıya yazınız. Bu ögeler zamanda, mekânda, olay örgüsünde, kişilerde nasıl ifade edilmiştir? Sözlü olarak belirtiniz.

Oğuz Kağan’ın bir anda büyümesi
Gökten ışıkla inen kadınla ve ağaç kavuğundaki kadınla evlenmesi
Bir anda çocuklarının olması
Geldi ana göğsüne, aldı emdi sütünü,
İstemedi bir daha, içmek kendi sütünü
pişmemiş etler ister, aş, yemek ister oldu!
Ansızın dile geldi, söyler, konuşur oldu!
Kırk gün geçtikten sonra, yürür oynaşır oldu!
……………
Oğuz Kağan bir yerde, Tanrı'ya yalvarırken:
Karanlık bastı birden, bir ışık düştü gökten!
Öyle bir ışık indi, parlak aydan, güneşten!
Oğuz Kağan yürüdü, yakınına ışığın,
Oturduğunu gördü, ortasında bir kızın!
Bir ben vardı başında, ateş gibi ışığı,
Çok güzel bir kızdı bu, sanki Kutup Yıldızı!
Öyle güzel bir kız ki gülse gök güledurur!
Kız ağlamak istese, gök de ağlayadurur!
Oğuz kızı görünce, aklı gitti beyninden
Kıza vuruldu birden, sevdi kızı gönülden

4. ETKİNLİK
Dört gruba ayrılınız. Oğuz Kağan Destanı'nın temasını bulunuz. Temanın; birinci grup tarihle, ikinci grup insanlıkla, üçüncü grup mitolojiyle ve dördüncü grup da hayatla ilişkisini tartışsın. Sonuçları aşağıya yazınız.
Oğuz Kağan Destanı’nın teması: Kahramanlık
Tarihle İlişkisi: İslamiyet öncesi Türkler savaşçı bir millet oldukları için işlenin tema ile tarih arasında bir ilişki vardır.
İnsanlıkla İlişkisi: Oğuz Kağan’ın Türk beylerini bir araya toplayarak onlara fikir danışması, oğullarını eğitmesi destanın gerçekle olan ilişkileridir. Oğuz Kağanın bu davranışı insani olan davranışlardır. Tema kahramanlık olduğu için insani ilişkilerin iyi olması savaşların kazanılmasında önemli bir unsurdur.
Mitoloji ile ilişkisi: Oğuz Kağan destanında kadın, ağaç, ışık, rüya, ok-yay, uluğtürk gibi birçok mitojik öge vardır. Bu yönden destan mitoloji ile yakından ilişkisi vardır.
Hayatla ilişkisi: Oğuz Kağan destanı hayatın içinde olan bir destandır. Bir aile yaşamı vardır. Bu yönüyle hayatla ilişki içindedir.

ANLAMA VE YORUMLAMA
5. Etkinlik
a. Roman, hikâye ve destanı; kişi, tema ve anlatım bakımından karşılaştırınız. Sonuçları söy¬leyiniz.
Roman Hikâye Destan
Kişi Gerçek kişiler Gerçek kişiler Olağanüstü özelliklere sahip kişiler
Tema Her türlü tema Her türlü tema Kahramanlık
Anlatım Kurmaca anlatım Kurmaca anlatım Kurmaca anlatım
b. Destanın kurmaca olup olmadığını nedenleriyle birlikte açıklayınız.
Destan kurmacadır. Çünkü olaylar anlatılırken abartılmış, kahramana olağan üstü özellikler yüklenmiştir.
c. Destanda edebî bir dil var mıdır? Varsa bunu örneklendiriniz.
Destanlarda belli bir edebî dil vardır. Çünkü destanlar genel olarak manzum olarak söylenirler. Bu yapılırken ise edebî bir kullanılmasını gerektirir. Edebî dili olan şiirlerin ezberlenmesi ve akılda kalması daha kolaydır.

6. Etkinlik
a. Oğuz Kağan'ın tarihî gerçeklikte karşılığı var mıdır? Belirtiniz.
Oğuz Kağan tarihi gerçeklikte karşılı vardır. Oğuz Kağan Türklerin meşhur hükümdarı Mete Han’dır.
b. Metinden hareketle Oğuz Kağan'ın tanrı ya da tanrılarla ve olağanüstü güçlerle ilişkisi olup
olmadığını örnekler vererek anlatınız.
Oğuz Kağan’ın tanrılar ve olağanüstü güçlerle ilişkisi yoktur. O dünyada tanrının ona verdiği görevi yapmakla görevli olduğunu düşünmektedir.
c. Destandaki diğer kişilerin, olay örgüsündeki işlevini ve özelliklerini tartışarak yorumlayınız.
Destanlardaki diğer kişilerin olay örgüsündeki işlevi Oğuz Kağan’ın görevleri anlatılırken onu tamamlamaktır. Birine fikir danışacaksa Uluğtürk ona yardımcı olacak, ölünce oğulları ülkeyi onun adına yönetecek gibi
d. Seyrettiğiniz olağanüstü özellikler içeren bir filmi anlatınız. Bunu, okuduğunuz destanla
karşılaştırınız. Destan temasının insandaki evrensel özellikleri yansıtıp yansıtmadığını belirtiniz.
e. Okuduğunuz destanları yapı, tema, dil ve anlatım bakımından karşılaştırınız. Sonuçları
maddeler hâlinde defterinize yazınız.

7. ETKİNLİK

Yukarıdaki metni inceleyerek aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. Destan anlatıcısının özellikleri ve bakış açısını (toplumda zümreleşmenin gerçekleşmediğini
göz önünde bulundurarak) tespit ediniz. Destan kim tarafından kime anlatılmaktadır?
Destan anlatıcı, metinde olan bütün olayları bilen bir kişiliktir. Biz buna tanrısal bakış açısı diyoruz.

2. Destanlardaki ses, kelime ve cümle özelliklerini karşılaştırınız. Sonuçları belirtiniz.
Destandaki kelimeler destanın içeriğine uygun olarak seçilmiştir. Cümleler kısa ve özdür. Konuşma havasında bir anlatımı vardır.
3. Destan dilinin oluşumunu ve destan dilindeki mitolojik ögelerin, dinî törenlerin, musikinin
ve hayatla mücadelenin etkilerini inceleyiniz. İnceleme sonuçlarını defterinize yazınız.
Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayla¬rın, doğaüstü kahramanların, Tanrı’ların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düş¬leri de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksinimin¬den dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatları¬nı; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihî olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla birleştirilerek tarihi gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü, hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır.
4. Destan diliyle doğal dili karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Destan dili olayları abartarak anlatırken, doğal dil olanı olduğu gibi anlatır. Destan manzum olarak olayları anlatırken, doğal dil nesir şeklindedir. Destan dilinde kahramanca bir hava varken, doğal dilde günlük dillin özellikleri hâkimdir.
5. Sınıfa getirdiğiniz hikâye ve romandan bir bölüm okuyunuz, destanı, romanı ve hikâyeyi dil ve anlatım bakımından karşılaştırınız. Sonuçları defterinize yazınız.
6. İncelediğiniz destanlarda insanlar arasında bir iş bölümü göze çarpıyor mu? Hayal gücü ve duygusallık mı yoksa akıl mı ön plandadır? Sözlü olarak ifade ediniz. Destanda öğretici metin işleviyle sanat metni işlevinin bulunup bulunmadığını tartışınız. Sonuçları belirtiniz.
7. Destanda tarihî olay ve kişiler hayal gücüyle zenginleştirilmiş olabilir mi? Destanı, dönemin tarihî, siyasi ve kültürel yapısıyla ilişkilendirerek değerlendiriniz.
Destanlar yazılı olmadıkları için devirden devire aktarılırken anlatıldığı dönemin özelliklerine göre hayal gücüyle zenginleştirilmiştir.
8. Oğuz Kağan ve Kalevala destanlarını tema ve kişiler bakımından karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
İki destanda da kahramanlık teması işlenmiştir. İki destan kahramanı da ülkesini birleştirip kurtarıcı görevi üstlenmişlerdir.
9. Destanların günümüz edebiyatına yansımalarını belirtiniz.
Destanlar, kahramanlığı anlatan şiirler, romanlar, hikayelerin temelini oluşturmaktadır. Bu yönden destanlar önemli bir metin türüdür.
10.İncelenen destanlardan hareketle destanların özellikleriyle ilgili genellemeler yapınız.

 Manzum hikâyelerdir.
 Destanlarda olağanüstü olaylar ve olağanüstü özellikte kahramanlar vardır.
 Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir.
 Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır.
 Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.
 Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.

11.İncelenen destanlardan hareketle sözlü edebiyatın özellikleriyle ilgili genellemeler yapınız.
SÖZLÜ DÖNEMİN ÖZELLİKLERİ
Bu döneme ait yazılı eser yok denecek kadar azdır. Bu dönemde Türkler, göçebeliğe dayanan günlük hayatlarında ve özellikle düzenledikleri törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) bir araya geldiklerinde “ozan”, “kam” veya “baksı” denilen şairler “kopuz” denilen saz eşliğinde “koşuk”lar ve “sagu”lar söylerlerdi.
 Bu dönemde Türkler hiçbir milletle kültür alışverişi yapmadığı için ürünlerin dili saf bir Türkçedir.
 Bu dönemin şiirlerinde (sagu, koşuk, destan) ölçü olarak hece, kafiye olarak da yarım kafiye tercih edilmiştir.
 Sözlü gelenek yoluyla nesilden nesile aktarılmıştır.
 Bu dönemde düşünce ve hayaller şiirle anlatılmıştır.
 Şiirlerin nazım birimi dörtlüktür.
 Dil sadedir.
 Bu dönemdeki ürünler düzenlenen törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) ortaya çıkmıştır.
 Şiirler kopuz denilen saz eşliğinde söylenir.
 Daha çok somut konular işlenmiştir.
 Kahramanlık, savaşlar, tabiat ve aşk konuları işlenir.
 Şairlere ozan, kam, baksı, oyun, şaman gibi adlar verilir.
8. Etkinlik
Destanlar günümüz edebiyatını etkilemiş midir? Günümüzdeki eserlerde destanlardan ne şekilde faydalanılabilir? Düşüncelerinizi örnekler vererek açıklayınız.
Destanlar günümüz edebiyatını teması yönünden etkilemiştir. Bugün birçok roman, hikâye veya şiir gibi türlerde olağanüstülükleri, abartılı anlatımları ve kahramanlık temasını çok sık görmekteyiz.
DEĞERLENDİRME
a. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise "D", yanlış ise "Y" yazınız.
( D ) Destanlar doğal destan ve yapma destan olmak üzere ikiye ayrılır.
( D ) Destanlarda olağanüstü ögeler oldukça fazladır.
( D ) Destanlar dönemin siyasi ve kültürel yapısıyla doğrudan ilgilidir.

b. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce¬vaplayınız.
1. Aşağıdakilerden hangisi destan dönemi sözlü edebiyat ürünlerinden biri değildir?
A) Roman B) Koşuk C) Destan D) Sav E) Sagu

2. Aşağıdakilerden hangisinde İslamiyet öncesi Türk destanları bir arada verilmiş¬tir?
A) Türeyiş Destanı - Göç Destanı
B) Ergenekon Destanı - Manas Destanı
C) Köroğlu Destanı - Şu Destanı
D) Alp Er Tunga Destanı - Köroğlu Destanı
E) Manas Destanı - Oğuz Kağan Destanı

c. Aşağıdaki boş bırakılan yeri uygun sözcükle doldurunuz.
Destan teması insandaki KAHRAMANLIĞA özgü özellikleri ifade eder.

ZAMBAK 10.SINIF EDEBİYAT 48-50.SAYFA CEVAPLARI(3.ÜNİTE)


Divanü Lügat'it-Türk
3.ÜNİTE
1. XI - XII. Yüzyıllarda İslamiyet ve Türk Kültürü
SAYFA 48-50.SAYFA CEVAPLARI

1. XI - XII. Yüzyıllarda İslamiyet ve Türk Kültürü
HAZIRLIK
1. Toplumda meydana gelen inanca bağlı değişiklikler sosyal hayatı bütünüyle etkiler, değiştirir. Uygurlar Mani dinini kabul ettikten sonra yerleşik hayata geçmiş ve savaşçı özelliklerini kaybetmişlerdir. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra da sosyal hayatlarında birçok değişiklik olmuştur. Sizce İslamiyet öncesi Türk kültürü ile İslamiyet sonrası Türk kültürü arasındaki benzerlik ve farklılıklar nelerdir? Araştırınız.


İslâmiyet, bu dini kabul eden Türklerin duyuş ve düşünüşünü, dünya görüşünü, yaşayış tarzını değiştirmiştir. Bu dönemde kentlerin ve kentsel yaşamın oluşması sonucunda toplumda tabakalaşma meydana gelmiş, bu da Arap ve Fars kültür¬lerinin yüzyıllar boyunca beslediği büyük bir zevk ayrılığını doğurmuştur.
Gerçekten kentlerde, medrese ve saray çevresinde oluşan yüksek zümre ede¬biyatı, gerek dil gerek içerik gerekse ölçü ve biçim bakımından yeni uygarlığın etki¬sine hızla girmiştir. Halkın edebiyatı ise içerik bakımından değişmekle birlikte dil, ölçü ve biçim yönlerinden eski geleneğine bağlı kalarak gelişmesini sürdür¬müştür. Böylece Türk edebiyatı, aydınlar için ayrı, halk için ayrı olmak üzere iki kolda gelişme göstermiştir.
Genellikle medrese öğrenimi gören ve İslâmî bilimleri öğrenen yüksek zümre şairleri, Fars edebiyatını örnek almakla birlikte, aynı konu ve temaları, aynı ölçü ve biçimleri kullanarak, kendi üslûplarının damgasını taşıyan klâsik bir edebiyat meydana getirmeyi başarmışlardır. Geçen yıl örneklerini gördüğünüz bu Klâsik Türk Edebiyatı'nı, ileride daha geniş olarak inceleyeceğiz.
İslâmiyet’in Türk edebiyatı üzerindeki etkilerini belirtirken tasavvuf düşüncesine de değinmek gerekir. Bu İslâm mistisizminin özellikle Türk Halk Edebiyatı içinde Dinî - Tasavvufî Türk Edebiyatı diye ayrı bir dal oluşturduğunu, yine geçen yılki derslerinizden biliyorsunuz.
Demek ki İslâmiyet, toplumda bir zevk ayrılığına yol açmakla birlikte, Türk ede¬biyatının birtakım yeni değerler kazanarak zenginleşmesinde ve böylece çok yön¬lü bir gelişme göstermesinde etkili olmuştur.
DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ
2. Sınıfta dört gruba ayrılarak aşağıdaki etkinlikleri paylaşınız.
a.Köktürk Devleti, alfabesi ve kültürü hakkında araştırma yapınız.
b.Uygur Devleti, alfabesi ve dini hakkında araştırma yapınız.
c.Karahanlı Devleti, alfabesi ve dini hakkında araştırma yapınız.
d.Köktürk, Uygur ve Karahanlı kültürünün birbiriyle etkileşimini araştırınız. Araştırma sonuçlarını sözlü olarak ifade ediniz.

3. Araştırılan konulardan hareketle, Türklerin İslamiyet’in kabulüyle sosyal, siyasi, kültürel ve dil alanlarında gerçekleştirdikleri değişiklikleri belirleyiniz ve bu değişiklileri sınıfta kısa ve özlü biçimde ifade ediniz.

İslâm uygarlığının etkisi altına ilk giren Türkler, Türkistan ve Maveraünnehir'de yerleşen Karahanlılar (840-1212) ile İran, Horasan ve Maveraünnehir'de yerleşen Büyük Selçuklular (1040-1207)dı. Bu nedenle ilk İslâmî eserler, Anadolu dışında, Kaşgâr, Buhara, Semerkant gibi kültür merkezlerinin yer aldığı Karahanlı ve Büyük Selçuklu sahalarında, Hakaniye Türkçesinin ürünü olarak ortaya kondu.
Fars edebiyatını örnek alan, onun ölçü ve biçimlerini kullanan bu edebiyat, eski Türk edebiyatından da belirgin izler taşır. Beyit biriminin yanı sıra dörtlüklerin kul¬lanılması, kullanılan aruz kalıbının da 11'li hece ölçüsüyle uyuşması, bunu apa¬çık gösterir.
XI. yüzyıldan XII. yüzyıla doğru yabancı etkilerin arttığı görülür. Toplumda ta¬bakalaşma ve edebiyatta zevk ayrılığı da bu dönemde görülmeye başlar. Kısacası bu dönemin edebî verimlerinde bir geçiş döneminin özellikleri görülür.

İNCELEME
1. Etkinlik
Aşağıdaki metin parçalarını inceleyiniz. Bu metin parçalarından hareketle Türk kültürü ve dilindeki değişimi bularak sınıfta anlatınız.
Aşağıdaki üç metinde üç farklı inanç sisteminin metinleri etkilediğini görüyoruz. Türkler hem yaşamlarını hem de sanatlarını inançlarına göre şekillendirmişlerdir. Bunu eserlerin içeriği ve üslubunda görmekteyiz. Köktürk yazıtlarında Hakan Tanrıya hesap vermek için yaptıklarını taşa vurmuş, Uygur metinlerinde Nirvana’ya ulaşmak amaçlanmış, insanları Nirvana’ya ulaştıracak yollar gösterilmiş, Divan-ı Hikmet adlı metinde ise İslam’ın güzellikleri dile getirilmiştir. Köktürk metinlerinde Türkler herhangi bir milletten etkilenmedikleri için dil saf Türkçedir. Uygur metinlerinde Mani dininin terimleri Türkçeye girmiştir. Divan-ı Hikmet adlı metinde ise Arapça Farsça kelimelerin artık Türk edebiyatını şekillendirmeye başladığını metinlerde kullanılan kelimelerden görmekteyiz.
Köktürk Yazıtları
(Kül Tigin Abidesi- Doğu Yüzü)
Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecda¬dım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini tutu vermiş, düzenleyi vermiş.
Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilatsız Köktürk öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgili imiş tabii, cesur imiş tabii. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabii. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş.
Orhun Abideleri
Manici Edebiyatta Nazım
Hürmetle eğiliriz
En üstün tanrımız size
Yeryüzündeki canlılar
Yine nirvanada doğsunlar
Hürmetkar gönülle eğiliriz;
Bütün yeryüzündeki canlılar
Büyük tehlikelerinden kurtulsun,
Nirvananın sükûnunu bulsun.
Karahanlı Edebiyatında Nazım Divan-ı Hikmet'ten
Müslümana karşı şefkatli ve merhametli ol,
Kendin için düşündüklerini Müslüman için de düşün;
Sana cefa edene vefa ile mukabele et;
Ne kadar yıkanırsa yıkansın, kan kan ile temizlenmez.
Ahmet YESEVÎ
ANLAMA VE YORUMLAMA
2. Etkinlik
Aşağıdaki resimlerden hareketle Türklerin kültürel ve sosyal yaşamlarındaki değişikliği sözlü olarak ifade ediniz.
Türkler göçebe bir hayattan artık yerleşik hayata geçmiştir. Göçebe hayatta savaşçılık ve avcılık çok önemliydi. Savaş ve avcılıkta demir çok önemi bir yer tutar. Birinci resim, göçebe yaşamın Türk kültüründeki ve yaşamındaki yerini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. İkinci resimde yerleşik hayata geçilerek artık kalıcı eserler meydana getirildiğini görmekteyiz. Yine bu yapılarda Türklerin sanat ve mimari alanlardaki yeteneklerini de görmekteyiz.
3. Etkinlik
a. "Gök Tanrı inancı, Allah inancı, Şamanizm, Kur'an-ı Kerim, dünya hâkimiyeti, fetih duygusu, Arap alfabesi, Köktürk alfabesi, ölüm sonrası hayat" kavramlarını aşağıdaki uygun bölümlere yazınız.
İslamiyet Öncesi Türk Kültürü
 Gök Tanrı inancı
 Şamanizm
 Dünya hâkimiyeti
 Köktürk alfabesi
İslamiyet Sonrası Türk Kültürü
 Allah inancı
 Kur’an-ı Kerim
 Fetih duygusu
 Arap alfabesi
 Ölüm sonrası hayat
b. Araştırmalarınızdan da faydalanarak İslamiyet öncesi Türk kültürü ile İslam uygarlığı
arasındaki etkileşimi açıklayınız.
Bulundukları coğrafyaya göre bir yaşam tarzı geliştiren eski Türklerin belirli bir kültür düzeyleri vardı. Yiğitlik, mertlik, hoşgörü, cömertlik, konukseverlik gibi yüksek ahlâkî değerleri de içeren bu gelişmiş kültür, Divanü Lûgati't-Türk'te yer alan pek çok savla birlikte, Göktürk Yazıtları'nda ve Uygur metinlerinde apaçık görülmektedir.
Kısacası, İslâm uygarlığı Türk kültürünü yeni değerlerle zenginleştirdiği gibi Türk¬ler de bu uygarlığa özellikle hat ve tezhip (yazı ve süsleme) sanatlarıyla mi¬marlıkta çok büyük katkılar yapmıştır.
c. İslamiy

Bu mesaj ahmet tarafından düzenlendi (06-03-2012 08:38 GMT+2 saat, 868 Gün ago)
__________________
Ahmet Emin ÇALIŞAN
ahmet@huzuristan.com
> www.twitter.com/ahmetcalisan <
Uploaded.To Referans:
http://ul.to/ref/2119597
Turbobit Referans:
> TIKLA <
Kullanıcın Sayfasını Ziyaret Et Gender_Bay Çevirimiçi durumu   

Yazar Mesaj   #23986  03-10-2011 16:40 GMT+2 saat  

Can


Admin


Tecrübe Puanı.: 100%
Ruh Hali: Neutral
Mesaj 5382
Şehir: Huzuristan
Ülke:
Meslek: Webmaster
Yaş: 24
Facebook'ta Paylaş
51-56.SAYFA CEVAPLARI



2. İslami Dönemde İlk Dil ve Edebiyat Ürünleri (XI-XII. yy.)
Kutadgu Bilig
Atebetü'l-Hakayık
Divan-ı Hikmet
Divanü Lügati't-Türk
HAZIRLIK
1. XI-XII. yüzyıllarda Türklerin tarihî, siyasi ve sosyal yapısı hakkında bilgi toplayınız ve bunların özetini çıkarınız.


İslâmiyet, bu dini kabul eden Türklerin duyuş ve düşünüşünü, dünya görüşünü, yaşayış tarzını değiştirmiştir. Bu dönemde kentlerin ve kentsel yaşamın oluşması sonucunda toplumda tabakalaşma meydana gelmiş, bu da Arap ve Fars kültür­lerinin yüzyıllar boyunca beslediği büyük bir zevk ayrılığını doğurmuştur.
Gerçekten kentlerde, medrese ve saray çevresinde oluşan yüksek zümre ede­biyatı, gerek dil gerek içerik gerekse ölçü ve biçim bakımından yeni uygarlığın etki­sine hızla girmiştir. Halkın edebiyatı ise içerik bakımından değişmekle birlikte dil, ölçü ve biçim yönlerinden eski geleneğine bağlı kalarak gelişmesini sürdür­müştür. Böylece Türk edebiyatı, aydınlar için ayrı, halk için ayrı olmak üzere iki kolda gelişme göstermiştir.
Genellikle medrese öğrenimi gören ve İslâmî bilimleri öğrenen yüksek zümre şairleri, Fars edebiyatını örnek almakla birlikte, aynı konu ve temaları, aynı ölçü ve biçimleri kullanarak, kendi üslûplarının damgasını taşıyan klâsik bir edebiyat meydana getirmeyi başarmışlardır. Geçen yıl örneklerini gördüğünüz bu Klâsik Türk Edebiyatı'nı, ileride daha geniş olarak inceleyeceğiz.
İslâmiyet’in Türk edebiyatı üzerindeki etkilerini belirtirken tasavvuf düşüncesine de değinmek gerekir. Bu İslâm mistisizminin özellikle Türk Halk Edebiyatı içinde Dinî - Tasavvufî Türk Edebiyatı diye ayrı bir dal oluşturduğunu, yine geçen yılki derslerinizden biliyorsunuz.
Demek ki İslâmiyet, toplumda bir zevk ayrılığına yol açmakla birlikte, Türk ede­biyatının birtakım yeni değerler kazanarak zenginleşmesinde ve böylece çok yön­lü bir gelişme göstermesinde etkili olmuştur.
2. Hakaniye Lehçesi ve Karahanlı Türkçesinin özelliklerini ve kullanım alanlarını araştırınız.


Hakaniye (Karahanlı) lehçesi ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar zamanında yazılmış olan eserlerde kullanılan lehçedir. O dönemde ilk İslamî eserler dediğimiz dört önemli eser yazılmıştır (Kutadgu Bilig 1069, Divanü Lügati't-Türk, Atebetül Hakayık ve Divan-ı Hikmet). Bu eserlerde kullanılan dil Türkçedir (Divanü Lügati't-Türk'ün kelimelerin anlamlarını açıkladığı bölümleri Arapçadır; diğer bölümler ise tamamen Türkçedir). Türkçenin Hakaniye lehçesi kullanılmıştır bu dört eserde.
      Göktürkler, Göktürk alfabesini ve Göktürk lehçesini ; Uygurlar Uygur alfabesini ve Uygur lehçesini ; Karahanlılar ise Arap alfabesini ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesini kullanmışlardır. Bu üç lehçe arasında az da olsa farklılıklar vardır. Fakat bu farklılıklar çok büyük oranda olmadığı için bu üç devlet zamanında (6. yüzyıl ile 13. yüzyıl arası) konuşulan ve yazılan Türkçeye  "Eski Türkçe" denir. "Eski Türkçe Dönemi"nin son devresi, yani Karahanlılar zamanında ise dediğimiz gibi Karahanlı (Hakaniye) lehçesi kullanılmıştır. Bir süre sonra Türkçenin şiveleri arasındaki farklılık artmaya başladığı için 13. yüzyıldan sonra Türkçe, iki ana kola ayrılmıştır:
 1. Batı Türkçesi: Asıl kaynağı Göktürk lehçesidir. Şu anki Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi, Batı Tükçesi grubuna girer. Göktürk lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi halini almıştır.
 2. Kuzey-Doğu Türkçesi: Asıl kaynağı Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesidir. Şu anki Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi ve Tatar Türkçesi, Kuzey-Doğu Tükçesi grubuna girer. Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi (Not: Günümüzde Uygurlar hala yaşamakta olup Orta Asya civarında özerk bir devletleri vardır.) ve Tatar Türkçesi halini almıştır.
3. Mesnevi nazım şeklinin özelliklerini ve Türk edebiyatındaki kullanımını araştırınız.
Sözlük anlamı ikişer ikişer anlamında, iki mısralık nazım birimidir. Mesnevî, aslı Arapça olmasına rağmen Arapçada kullanılmayan bir kelimedir. Edebiyatta her beyti kendi arasında kafiyeli, iki beyitten binlerce beyte kadar uzanan nazım şeklinin adıdır. Beyitlerin ayrı ayrı kafiyeli olması yanında her beytin anlamının kendi içinde tamamlanması ve öteki beyitlere geçmemesi gerekir. Ancak beyit­ler arasındaki konu birliğine de dikkat edilir. Mesnevî beyitlerinin kafiyeleri ba­ğımsız olduğundan uzun hikâyelerin yazılmasına elverişli bir nazım şeklidir. Destanlar, uzun aşk hikâyeleri, didaktik, dinî ve ahlâkî konular ve ansiklopedik bilgiler veren eserler mesnevî şeklinde yazılmışlardır.
Mesnevî İran edebiyatında doğmuş, buradan Arap ve Türk edebiyatlarına geç­miştir. Türkçenin ilk mesnevîsi, Yusuf Has Hâcib(ö.1077)'in Kutadgu Bilig (1069-70) adlı siyâsetnâmesidir. Bu mesnevî 6645 beyitten oluşmaktadır. XIII. asırda Mevlânâ Celaleddin-i Rumî 26.000 beyitlik Mesnevîsi ile Yunus Emre'nin Risaletü'n-Nushiyye adlı mesnevîleri XIII. asrın önemli mesnevîleridir. XIV. asırda ise Ferahnâme (Kemaloğlu), Garibnâme (Âşık Paşa), Mantıku’t-Tayr (Gülşehrî), İskendernâme, Cemşid ü Hurşid (Ahmedî), Yusuf u Züleyha (Şeyyâd Hamza), Hurşidnâme (Şeyhoğlu Mustafa), Süheyl ü Nevbahar (Mes'ud bin Ahmed) önemli mesnevîlerdir.
4. Bir milletin dinini değiştirmesi onun edebiyatına ne şekilde yansır?
Bir milletin dinini değiştirmesiyle bütün hayatında değişim olur. Bu değişimden edebiyatta nasibini alır. Kullanılan kelimeler, şiirlerin ölçüsü, dinin doğduğu milletin edebiyatı, yaşam tarzı edebiyatta kendini gösterir. Şairler bu yenini dinin kavram ve kelimelerini şiirlerinde kullanırlar.
5. Türkler İslamiyet’i seçtikten sonra eski kültürlerini tamamen bırakmışlar mıdır? Düşüncelerinizi söyleyiniz.
Tamamen bırakmamışlardır. Çünkü İslamiyet Türklerin İslamiyet öncesi bir çok düşüncesini içinde barındırıyordu. Örneğin savaşçılık, cihan hakimiyeti düşüncesi, misafirperverlik, temizlik… bunlar Türklerin her zaman sahip olduğu kültürel değerlerdir.
6. Yusuf Has Hâcip, Edip Ahmet Yüknekî, Ahmet Yesevî ve Kaşgarlı Mahmut'un edebî ve fikrî özelliklerini araştırınız.


Yusuf Has Hâcip: Karahanlı ve İslâm devri Türk edebiyatının ilk büyük eseri olan Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hâ­cib tarafından Balasagun'da yazılmağa başlan­mış, 1069-1070'te Kaşgâr'da tamamlanmış. Yusuf, Balasagun'un asil bir ailesine mensup olup 1019 yılı civarında doğmuştur. İyi tahsil gör­müş, Arapçayı ve Farsçayı öğrenmiş, bu dillerin edebiyatlarına, zamanının ilim ve hünerlerine vâ­kıf olmuştur. Balasagun'da değerini gösterme fır­satını bulamayan Yusuf, elli yaşını geçince Kaşgâr'a gelmiş, hükümdara sunduğu ve huzurunda okuduğu Kutadgu Bilig sayesinde "Ulug Has Hâciblik" (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği) makamına getirilmiştir. Bundan sonraki ömrünü devlet hizmetinde geçi­ren Yusuf Has Hâcib uzun bir ömür sürdükten sonra vefat etmiştir. Akıllı; ilim, fazilet ve takva sahibi bir zat olduğu için halk içinde çok itibar ve hürmet görmüştür.
Edip Ahmet Yükneki: İslami dönem Türk edebiyatında, yine Karahanlılar sahasında yetişmiş ikinci önemli yazar Edip Ahmed'dir. Yüknek şehrinde doğduğundan Edip Ahmed İbn Yükneki diye de anılmaktadır. Atebetü'l Hakayık, hakikatlerin eşiği manasına gelmektedir. Eser, Dâd Sipehsâlâr Mehmed Beğ adlı bir Türk beyine sunulmuştur. Bütünü gazel şeklinde söylenmiş, 40 beyit ve 101 dörtlük olmak üzere 484 mısra tutarındaki eser, Türk dili, tarihi, edebiyatı araştırmalarında büyük öneme sahiptir. Eserde konu tamamiyle dini ve ahlakidir. Edip Ahmed, öğretici bir vaaz ve nasihat kitabı yazmak istemiş, eserini İslam ahlakçısı hüviyetinde yazmıştır. Eserde, dindarlığın fâziletlerinden, ilmin mutluluğa götüren yol oluşundan, cömertliğin bütün ayıpları, kirleri yıkayan, hatta şeref, şan ve güzellik artırıcı bir tabiat olduğundan, tevazuun iyiliğinden, kibrin ve ihtirasın kötülüğünden bahsedilmiştir.
Ahmet Yesevî: Ahmet Yesevî, 11. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan'ın Sayram (İsfîcab) kasabasında doğdu. Rivayete göre Ahmet Yesevî 63 yaşına gelin­ce Hazreti Peygamber'e olan bağlılığından dolayı bir kuyu kazdırmış ve geri kalan ömrünü bu kuyu­nun dibindeki tek kişilik hücrede geçirmiştir. Ahmet Yesevî'nin iyi bir tahsil görmüştür. Arapçayı, Farsçayı ve İslâmî ilimleri iyi öğrenmiştir. Küçük yaşta iken kerametleri yayıl­mış, sade bir dille yazılan ve halkın ruhunu okşa­yan hikmetleriyle kısa zamanda Türkistan halkı­nın, bilhassa göçebe Türklerin gönlünde taht kur­muştur. Onun irşatları etrafında teşekkül eden Ye-seviyye tarikati Türkistan'da geniş sahalara yayıl­mış, Yesevîlikten doğan birçok tarikat Orta Asya ve Anadolu'da asırlarca Türk halkının manevî cep­hesini beslemiştir. Tahta kaşık ve kepçe yontup bunları satarak geçimini sağlayan Ahmet Yesevî'­nin rivayete göre 99.000 müridi vardı ve bunlar dört bir yana dağılarak onun irşatlarını ve hik­metlerini her tarafa yayıyorlardı. Onun şöhret ve tesiri, ölümünden sonra daha da kuvvetlenerek devam etmiştir. Yesevî’yi rüyasında gören Temür, kazandığı bir zaferden sonra Yesi'ye gelerek onun kabrini ziyaret eder ve 1396-1397 yıllarında Yesevî için büyük bir türbe inşa ettirir. Daha soma Şibânî Han tarafından tamir ettirilen türbe Türkistan halkı için mukaddes bir ziyaretgâhtır. On binlerce Türkistanlı yılın belli bir ayında türbeyi ziyaret ederek bir hafta müddetle onun etrafında ibadette bulunur, hikmetlerini belli makamlarla söyleyerek zikrederlerdi. Türbenin civarına gömülmek Tür­kistan Türkleri için büyük bir bahtiyarlık olduğun­dan sağlıklarında oradan toprak alırlardı. Yesevî'­nin türbesi hâlâ ziyaretgâh olarak kullanılmakta ve Türkistan Türklerinin manevî bağlarından biri­ni teşkil etmektedir.


Kaşgarlı Mahmut: İlk Türk sözlüğünün yazarı Kaşgârlı Mahmut, Karahanlı hükümdar sülâlesine mensup bir şehzade idi. Babası Hüseyin Çağrı Tigin 1056-1057 yıllarından önce Barsgan Emîri (Arslan ilig'i) idi. Divanü Lûgati't-Türk; Türk milletinin yüceli­ğini anlatmak, Türk dilinin Arapçadan geri kalma­dığını göstermek ve Araplara Türkçeyi öğretmek, böylece o zaman hemen hemen tamamı Türklerce idare edilen Ön Asya'da Arapların Türklerle ko­layca münasebet kurmalarını sağlamak için yazıl­mıştır. Kaşgârlı Mahmut'a göre Tanrı, Türkleri her milletten üstün yaratmış, yeryüzüne onları hâkim kılmış, hakanları onlardan çıkarmış ve dünya milletlerinin idaresini onların eline vermiş­tir. Bunun içindir ki Allah, Türklerle beraber çalışanı aziz eyler, dileğine kavuşturur ve kötüle­rin şerrinden korur. Derdini anlatmak ve Türklerin gönlünü kazanmak için de onların dilleriyle konuş­maktan başka yol yoktur. Eser, Araplara Türkçeyi öğretmek maksadıy­la yazıldığı için Türkçeden Arapçaya bir sözlük olarak düzenlenmiştir. Eserin çeşitli izahları ihtiva eden kısımları Arapçadır. Türkçe kelimelerin ve bunlarla ilgili örneklerin manaları da Arapça ola­rak verilmiştir. Yine aynı sebeple, yani Araplara Türkçe öğretmek maksadı güdüldüğünden o za­manki Arap lügatçiliği geleneğine uyulmuş ve Türkçe kelimeler, Arapça kelimelerin hususiyet ve vezinlerine göre sıralanmıştır.




7. Atatürk'ün Türk diline verdiği önemi ve bu konudaki sözlerini araştırınız.
Dil bir milletin iletişimini sağlayan fakat sadece bunula kalmayıp geçmişten gelen birikimleri de geleceğe aktaran kültürden ve tarihten ayrılmaz bir parça ve unsur durumundadır.
Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk dilini ne kadar önemsediği tartışılmaz ve de tüm yurttaşlar tarafından bilinir. Atatürk’ün Türk diline duyduğu sevgiyi ve verdiği önemi anlayabilmek için sarf ettiği şu sözlere bakabiliriz: “Türk milletinin dili Türkçedir. Türk Dili dünyada en güzel, en zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını kısacası; bugün kendisini millet yapan her niteliğinin, dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili, Türk ulusunun yüreğidir, beynidir.”
Aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dili ile ilgili söylediği muhteşem bir sürü sözü vardır, bunlar araştırıldığında çok rahat görülecektir. Diğer bir yandan baktığımızda Mustafa Kemal’in yaptığı Harf Devrimi Türkçe için büyük bir devrimdir, çünkü bu sayede yazı dili Arapça yazı dilinden kurtularak özgünlük kazanmıştır. Bu Harf Devrimi incelendiğinde, bu devrimden sonra yabancı dilden dilimize geçen sözcüklerde azalma olduğu görülecektir. Ancak bu günümüzde tamamen Türkçe kelimeler kullanıyoruz anlamına gelmemelidir.
Türk Dİl Kurumu, Mustafa Kemal’in isteği ile Türk dilinin bilim alanında araştırılıp özgünleştirilmesi ve milli bir dil haline daha hızlı bürünebilmesi için kurulmuştur. Yine TDK’nin kurulması Türkçe’ye büyük katkı sağlamıştır. Türk dili ile ilgili yapılan büyük çalışmalar (Divanü Lügati’t-Türk, Kutadgu Bilig incelemeleri vb.) O’nun döneminde başlamıştır.
Atatürk vasiyetnamesine tüm mal varlığının Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na bıraklımasını vasiyet etmiştir. Bu da dil ve tarih unsurlarına Mustafa Kemal’in ne kadar önem verdiğinin diğer açık bir göstergesidir.
 Bu konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için tıklayınız
 İNCELEME
1.Metin: Kutadgu Bilig

1. Metindeki kültürel farklılaşmaya ait ifadeleri örneklerle açıklayınız.

Bu kitap her iki dünyayı tutan bir eldir: bu dizede ahret inancı dile getirilmiştir.

Akıl, kitap, akıbet, aziz gibi kelimeler Arapça kelimelerdir. İlk defa bu eserde kullanılmıştır.

Doğruluk, hizmet, hesap verme gibi kavaramlar İslam dininin Türklere kazandırdığı önemli hususlardır.

2. Metinden İslamiyet’le ilgili değer, düşünce ve bilgilere örnekler veriniz. Bunlar, yeni değer­lerin benimsenmesi midir? Belirtiniz.

“Yabancının kusurunu bağışla, onu yedir ve içir; ey âlim ve hâkim, misafire iyi muamele et. Eş dost edindi, onlara yaklaştı; büyüğe ve küçüğe güler yüz gösterdi.” Ahiret inancı, doğruluk, hesap verme, halka kendini sevdirme gibi ifadeler İslamiyet’in değer ölçülerinden bazılarıdır. Bunlar yeni değerlerin benimsenmesidir. Sanatçı bu değer ölçülerini okuyana kavratmak için gayret göstermiştir.

3. Metinde kullanılan lehçeyi ve bu lehçenin özelliklerini belirtiniz.

Metinde kullanılan lehçe Hakaniye lehçesidir. Hakaniye Lehçesi dendiği zaman akla Kaşgarlı Mahmut'un en çok beğendiği, öyle ki "Kaşgar dili","Kaşgar Türkçesi" olarak da adlandırılan, bir diğer şekilde "Karahanlı Türkçesi" (Karahanlıca)dilinin devirlerinden biri gelir.

Kaşgarlı'nın şivelerle karşılaştırılırken "Türkçe" diye adlandırdığı Hakaniye lehçesi, ilk Türk yazı dilidir. Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğundan bu döneme Uygur dönemi, bu yazı diline de Uygurca denilebilir. Fakat Türkoloji ve Türk dili öğretiminde Türkçenin bu ilk devresi için biz "Eski Türkçe" adlandırmasını yapıyoruz."Eski Türkçe" dönemini incelerken bu dönemin kapsadığı Hakaniye lehçesini ve özelliklerini de inceleyebiliyoruz... Türkçe'nin ilk devirlerinden olan Eski Türkçe devresi, dilimizin diğer evrelerindeki gelişmelerin kaynağıdır.Kısacası, Türkçemizin bütün şekillerinin kökenine inecek olursak Eski Türkçe dönemini incelemeliyiz.Türkçe'nin ana devresi ve temel yapıları bu dönemde temellenmiştir.

Eski Türkçe döneminde Köktürk yazısı (6.-8. yy.),Uygur Türklerinin kullandığı Uygur Yazısı (8.-13. yy.) ve Müslüman olan Karahanlı Türklerinin Uygur yazısı ile birlikte Arap yazısını da kullanmaya başladıkları Karahanlıca (10.-13. yy.) dediğimiz birbirine çok yakın ağızlarda olan üç yazı dili meydana gelmiştir.Üç ayrı alfabe kullanılmış olmasına rağmen yazı geleneğimizin izleri üçünde de aynı özellikler gösterir. (Korkmaz,Zeynep)

4. Metinde kültürel farklılaşmadan söz edilmiş midir? Kültürel özelliklerin dil ve söyleyişe na­sıl yansıdığını örnekler vererek açıklayınız

İslam dininin kabulü başlı başına bir kültürel değişmedir. Bu dinin kabulüyle dil ve söyleyişte değişmiş. Sanatçılar bu dinin kelime ve kavramlarını eserlerinde kullanmaya başlamışlardır. Metinde de bu yeni kavaram ve kelimelere sıkça görmekteyiz.

5. Metnin nazım şeklini ve bağlı olduğu geleneği sözlü olarak ifade ediniz.

Metin nazım şekli beyittir. Beyit nazım şekli divan şiiri geleneğine aittir.

6. Eseri günümüz şartlarına göre düşünerek yorumlayınız.




1. Etkinlik

a. Metnin olay örgüsünü sırasıyla aşağıya yazınız.

Ay-Toldı’nın Kül-Toğdı’nın şöhretini işitmesi

Ay-Toldı’nın Kül-Toğdı’nın hizmetine girmeyi istemesi

Ay-Toldı’nın Kül-Toğdı’nın yanına giderken hazırlık yapması

Ay-Toldı’nın hazırlanıp Kül-Toğdı’nın şehrine gitmesi

Ay-Toldı’nın Hükamdarın şehrine varması

Ay-Toldı’nın bir imarethaneye gitmesi

Ay-Toldı’nın eş dost edinmesi

Ay-Toldı’nın Küsemiş ile dostluk kurması

Kesemiş’in Has Hâcip’e gitmesi ve Ay-Toldı’yı anlatması

Hükümdarın Ay-Toldı’yı huzuruna ve hizmetine kabul etmesi

b. Olay örgüsü çevresinde düşüncelerin nasıl ifade edildiğini açıklayınız.

Olay örgüsü çevresinde düşünceler şahısların karşılıklı konuşması şeklinde ifade edilmiştir.

2. Etkinlik

a. Kutadgu Bilig'de kullanılan Hakaniye Türkçesiyle günümüz Türkiye Türkçesinde kullanılan birçok sözcük aynıdır. Ancak bazı sözcükler ses değişikliğine uğrayarak kullanılmaktadır.

"Bilig, til, bol, anıng, togdı, sözlerse, atı" sözcüklerinde meydana gelen ses değişikliklerini dikkate alarak bu sözcükleri aşağıda günümüz Türkçesiyle verilen sözcüklerin karşısına yazınız.




Söylese
-------------------------------------- sözlerse
Dil
-------------------------------------- til
Bilgi
-------------------------------------- bilig
Doğdu
-------------------------------------- togdı
Ol
-------------------------------------- bol
Adı
-------------------------------------- atı
Onun
-------------------------------------- anıng



b. Araştırmalarınızdan hareketle Hakaniye Lehçesi ve Karahanlı Türkçesinin özelliklerini ve kullanım alanlarını örnek vererek açıklayınız.

3. Etkinlik

a. Kutadgu Bilig'in yazılış amacı ne olabilir? Düşüncelerinizi okuduğunuz metni de dikkate alarak yazınız.

Kitabı yazmasının amacı: okuyana yol göstermesi ve her iki dünyayada da insanı mutlu etmesidir. Yusuf Has Hâcib, kendi devrindeki ideal bir insanda bulunması gereken vasıflar üzerinde durur. Bu insan bütün kötü vasıflardan arınmış ve iyi huylarla bezenmiş bir insandır. Allah’a sıkı sıkı­ya bağlı, takva sahibi bir mü'mindir. Zamanının bütün ilim ve hünerlerini öğrenmiş bir âlim ve hâkimdir. Bütün alfabeleri ve dilleri bildiği gibi şiir, edebiyat, matematik tıb, vb ilimlere vâ­kıf; okçuluk, avcılık, satranç vb. hünerlere sahip­tir. Adaletten ve doğruluktan şaşmaz; ağır başlı ve alçak gönüllüdür. Hırsızlık yapmaz, yalan söy­lemez, içki içmez, dedikodu etmez. Son derece cö­mert ve iyilikseverdir. Etrafındaki insanlara mer­hametli ve insaflı davranır. Âdet ve geleneklere, görgü kurallarına uygun hareket eder.

b. Kutadgu Bilig'de olay, kişi, mekân ve düşünceler birbirinden bağımsız mı yoksa bir düzen içinde mi idealize edilmiştir? Düşüncelerinizi belirtiniz.

Kutadgu Bilig'de olay, kişi, mekân ve düşünceler birbirinden bağımsız olarak verilmemiş bunlar bir plan dâhilinde esere yerleştirilmiştir. Eserdeki kişiler idealize edilmiş tiplerdir. Bu kişilerin temsil ettiği kavramlar İslam dinin en çok üzerinde durduğu kavramlardır. Bu nedenle sanatçı kahramanları idealize tipler haline getirmiştir.

4. Etkinlik

a. Aşağıdaki metni inceleyiniz. İncelediğiniz metnin sanat metni ve öğretici metin olarak kesin
çizgilerle ayrılıp ayrılmadığını gösteriniz.

Aşağıdaki metin sanat metnidir. Ama didaktiklik yönü ağır basmaktadır. Metin insanı düşünmeye sevk etmektedir. Sanat metinlerinin amacı duygulandırmak, hissettirmek, sezdirmek ve düşündürmektir.

Parlak Bahar Mevsimini ve Büyük Buğra Han'ın Medhini Söyler

Şarktan bahar rüzgârı eserek geldi; dünyayı süslemek için, cennet yolunu açtı. Kâfûr gitti, kara toprak misk ile doldu; dünya kendisini süsleyerek bezenmek istiyor. Bahar rüzgârı eziyetli kışı sürüp götürdü; parlak yaz tekrar saadet yayını kurdu. Kurumuş ağaçlar yeşiller giyindi; tabiat mor, al, yeşil ve kızıl renkler ile süslendi.

Büyük Tavgaç Buğra Han dünyaya hâkim oldu; adı kutlu olsun, Tanrı onu her iki cihanda aziz etsin. Tanrı bütün dileklerini verdi; bundan sonra da Tanrı dâimâ sana arka ve destek olsun. Ey dünyanın süsü, ey ululuğun ziyneti, ey saltanatın nuru, ey dönek huylu saadetin bağını elinde tutan. Devran sana memleket ve taht verdi; Tanrı bu taht ile bahtını daim etsin. Hakan tahta oturunca dünya âsâyiş buldu; bundan dolayı dünya ona şâhâne hediyeler gönderdi.
Yusuf Has Hâcip Kutadgu Bilig

b. Metnin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yerini tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

Metin Türk edebiyatında İslamiyet’in etkisinde yazılan ilk eserdir. Bu eserde İslamiyet’in edebî eserlere ilk olarak nasıl yansıdığını görmekteyiz. Daha önce kullanılmayan kelimeleri içinde barındırması, ilk olarak aruz öcüsünün kullanılması, ilk olarak beyit nazım biriminin kullanılması edebiyat tarihimiz açısından Kutadgu Bilig’i önemli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.

5. Etkinlik

a. Yusuf Has Hâcip'in fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıya maddeler hâlinde yazınız.

Şairin fikrî ve edebî yönü:

1. Yusuf, Balasagun'un asil bir ailesine mensup olup 1019 yılı civarında doğmuştur.

2. Arapçayı ve Farsçayı öğrenmiş, bu dillerin edebiyatlarına, zamanının ilim ve hünerlerine vâ­kıf olmuştur.

3. Balasagun'da değerini gösterme fır­satını bulamayan Yusuf, elli yaşını geçince Kaşgâr'a gelmiş, hükümdara sunduğu ve huzurunda okuduğu Kutadgu Bilig sayesinde "Ulug Has Hâciblik" (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği) makamına getirilmiştir.

4. Bundan sonraki ömrünü devlet hizmetinde geçi­ren Yusuf Has Hâcib uzun bir ömür sürdükten sonra vefat etmiştir. Akıllı; ilim, fazilet ve takva sahibi bir zat olduğu için halk içinde çok itibar ve hürmet görmüştür.

b. Eserle yazar arasında nasıl bir bağ olduğunu anlatınız.
Yazar eserine kendi zihniyetini yansıtır. Biz esere bakarak yazın düşünce dünyasını ortaya çıkarabiliriz. Bu yüzden yazar ile eser arasında sağlam bir bağ vardır. Kutadgu Bilig’in yazarının yaşamı ile eseri arasında da kuvvetli bir bağ vardır. Çok dindar bir insan olan Yusuf Has Hâcip eserine de inandığı dinin özelliklerini aktarmıştır.

__________________

FORUMUMUZ VE LİNKLERİMİZ HERKESE AÇIK! BİZE DESTEK VERENLERE TEŞEKKÜRLER!

HER TÜRLÜ KONUDA İLETİŞİME GEÇEBİLİRSİNİZ!
FACEBOOK http://www.facebook.com/huseyincancalisan


LimeWire Çalışan Sorunsuz Sürüm Burada!

İnternet Download Manager 5.19 Full Crack % 100 Çalışıyor Denendi
TIKLA İNDİR!!

Kullanıcın Sayfasını Ziyaret Et Gender_Bay Çevirimiçi durumu